menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

YÜZ OTUZ YILLIK HESAP: DİRENENLER VE KAÇANLAR

225 0
14.03.2026

“Vatan Sevgisi İmandandır: İran’ın Sokaklarında Yükselen Mesaj”

1948’de başlayan 1948 Arap-İsrail Savaşı yalnızca bir savaş değildi.

Ortadoğu’nun kaderinin değişmeye başladığı bir dönemin başlangıcıydı.

1967’deki Altı Gün Savaşı ile İsrail Filistin topraklarının büyük bölümünü işgal etti.

1973’te Yom Kippur Savaşı patlak verdi.

Arap ülkeleri İsrail’e karşı yeniden savaş meydanına çıktı.

Ama bu savaşların sonunda değişmeyen tek gerçek vardı:

İsrail her savaşın ardından sınırlarını biraz daha genişletti.

1990’da Körfez Savaşı başladı.

ABD öncülüğündeki koalisyon güçleri Irak’a karşı harekete geçti ve Ortadoğu’ya askeri olarak yerleşti.

2003’te ise Irak Savaşı ile Irak işgal edildi.

Bir devlet çöktü, bir ülke parçalandı, milyonlarca insan yerinden oldu.

Bazı toplumlar savaşın ilk rüzgârında dağıldı.

Irak işgal edilirken kimi şehirlerde düşman alkışlandı.

Tarih acı bir gerçeği gösterir: Bir millet toprağını savunmazsa, düşman kapıyı çalmaz… içeri girer.

2011’de başlayan Arap Baharı dalgası Ortadoğu’yu bir kez daha sarsarken, Suriye uzun ve yıkıcı bir iç savaşa sürüklendi.

Bu süreçte Ortadoğu’nun dengeleri altüst oldu.

Devletler zayıfladı, toplumlar parçalandı, milyonlarca insan yurdundan koparıldı.

Suriye’de ise milyonlar vatanını savunmak yerine ülkesini terk etti.

Ama bu seksen yıllık süreçte bir gerçek hep ayakta kaldı:

Filistin halkının direnişi.

Şehirleri bombalandı.

Ama Filistin halkı vatanını terk etmedi.

Bugün yaşanan gelişmeler bize başka bir gerçeği daha gösteriyor.

Şu ana kadar bölgede istediği birçok sonucu elde eden güçler, bir taşla birkaç kuş vurma hesabıyla İran üzerinde baskıyı artırdı.

Bu hesapların arkasında yalnızca bölgesel siyaset yoktu.

Enerji yolları, küresel güç dengeleri, Çin durdurmak  ve özellikle Hürmüz Boğazı gibi dünyanın en kritik geçitlerinden birine çöküp dünyayı haraca bağlamak.

Fakat bu planları yapanlar bir şeyi hesaba katmadılar:

Bir milletin vatan sevgisini.

İran halkı korkup evlerine saklanmadı.

Bombalardan kaçıp ülkesini terk etmedi.

Birlik ve beraberlik içinde meydanları doldurdu.

“Vatan sevgisi imandandır” sözünün yalnızca bir slogan olmadığını, bir milletin ruhuna işleyen bir inanç olduğunu gösterdi.

Çünkü bir halk vatanını savunmaya karar verdiğinde, en güçlü orduların bile hesapları değişir.

Bugün bölgede yaşanan gerilim, bir kez daha şu gerçeği ortaya koyuyor:

Silahların gücü kadar halkların iradesi de belirleyicidir.

Teknolojiye, askeri sistemlere ve güçlü savunma hatlarına duyulan güven, bir milletin kararlılığıyla karşılaştığında her zaman sınanır.

Yıllarca “yenilmez teknoloji” olarak anlatılan savunma sistemlerinin de aslında sınırları olduğu ortaya çıktı.

Yoğun ve eş zamanlı saldırılar karşısında Iron Dome gibi sistemlerin  çöktüğü, demir kubbenin elek olduğu İran ın attığı her füzenin hedefini vurduğunu görüyoruz. Yayın yasağına rağmen.

Ve tarih bize bunu defalarca göstermiştir.

Bugün Ortadoğu’nun içinde bulunduğu durum aslında büyük bir soruyu da beraberinde getiriyor:

Eğer Filistin halkının seksen yıldır gösterdiği direniş iradesi ve bugün İran halkının ortaya koyduğu vatan seferberliği tüm Müslüman ülkelerde aynı kararlılıkla ortaya konulsaydı…

Ortadoğu bugün bu halde olur muydu?

Belki de asıl mesele tam olarak budur.

Bir coğrafya yalnızca silahla değil, iradeyle savunulur.

Bir millet vatanı için ayağa kalktığında,en güçlü planlar bile sarsılır.

Bugün İran'da ve bölgede yaşananlar yalnızca bir çatışma değil,aynı zamanda onur, bağımsızlık ve irade mücadelesidir.

Ve belki de Ortadoğu’nun kaderini belirleyecek olan soru hâlâ aynı sorudur:

Müslüman dünyası parçalanmış kalmaya devam mı edecek,yoksa ortak bir bilinç ve dayanışma ruhuyla ayağa mı kalkacak?


© Günışığı Gazetesi