Tanpınar’a “Doğu”dan bakmak
Ahmet Hamdi Tanpınar edebiyatın çeşitli dallarında önemli eserlerini ardında bırakıp göçüp gitmiş bir edebiyatçı. Geçtiğimiz hafta doğumunun 125. Yılıydı. Ona dair çocukluk ve ilk gençlik yıllarına dair yazımdır…
Yıllar sonra yaşımın verdiği biriktirdiklerimle Ahmet Hamdi Tanpınar’ı yeniden okumaya karar verdiğimde; en doğrusunun eprimiş ve epey yıpranmış olsa da; inatla zamana yenik düşmemiş ve kaynaklarca Tanpınar’ın “ilk edebi kitabı” dedikleri “abdullah efendinin rüyaları” kitabıyla okumaya başlamanın uygun olacağına karar verdim.
Abdullah Efendinin Rüyaları, Tanpınar’ın Hikâyeleri. 1943 yılında (ki üstat o yıllarda tek parti olan CHP’nin Maraş milletvekilidir) Ahmet Halit Kitabevi’nce basılmıştır. Kitaba ad olan uzun hikâye (47 sayfa) ile birlikte, kitap; Geçmiş zaman elbiseleri, Bir yol, Erzurumlu Tahsin ve Evin Sahibi ile toplam beş hikâyeden oluşur.
Zaman’la ilişkisini “ne içindeyim zamanın”da “ruhun kozmosla” bağı üzerinden izahının vücut bulmuş hali bu hikâyelerin hepsinde ziyadesi ile vardır. Aslında sonraki edebi kitaplarının, mesela beş şehir’in bir anlamda ön eskizidir “Abdullah efendinin rüyaları” kitabı.
Gölgesi, varlık sebebi olan Abdullah Efendi ya da bir gayip gibi görünüp yiten Erzurumlu Tahsin’le kısacık görüşmesindeki diyalog muhteşem bir edebiyatın da okununca iz bırakan tatlarıdır.
Zaman dedik ya; Tanpınar hayranı olduğu Proust gibi kendisi de adeta yitik zamanın peşindedir. Bu sebeple; “Ne içindeyim zamanın / ne de büsbütün dışında / yekpare geniş bir an’ın / parçalanamaz akışında…” dizelerini boşuna kurmamıştır.
Derdim “abdullah efendinin rüyaları” üzerine daha çok yazmaktı. Sonra, hayli önce üstadın kendi poetikasının önemli bir belgesi olan bir mektubu üzerinden Tanpınar yazıcılarınca çok da üzerinde durulmamış, ya da değinilip geçilmiş çocukluk günleri üzerinden kendisinin sonraki yaşamında izi kalan bir iki noktaya değinmeye karar kıldım.
Tanpınar’ın ölümünden çok kısa bir süre önce........
