Eşiği kırma arzusu: Sabırsızlık zamanı filmine kuramsal bir bakış
Sabırsızlık Zamanı filmi, yönetmenliğini Aydın Orak’ın yaptığı, oyuncu kadrosunda Mirza Zarg, MirhatZarg, Pelin Batu, İştar Gökseven, Ali Seçkiner Alıcı ve Feride Çetin, Rıza Sönmez’in yer aldığı, kara mizah ve dram türünde bir filmdir.
Bu filmde “sabırsızlık” bir karakter özelliği değil, bir tarihsel durumdur. Çocuklar sabırsızdır çünkü içinde bulundukları düzen yavaştır; eşitsizlik yavaş değişir, sınırlar kalıcıdır, sınıflar katıdır. Çocuk zihni ise doğası gereği hız ister.İki kardeşin lüks sitenin havuzuna girme arzusu, aslında “beklemeyi reddetme” eylemidir. Onlar büyüyüp şartların değişmesini beklemek istemezler. O havuza şimdi girmek isterler. Bu “şimdi” talebi, filmi politik yapan en temel unsurdur.Filmde havuz yalnızca bir yüzme alanı değildir. O, steril, mavi, kontrollü bir dünyayı temsil eder. Çevresindeki duvarlar, güvenlik görevlileri ve kurallar; sınıfın görünmez ama sert sınırlarını somutlaştırır.Mahalledeki çocukların kendi yaptıkları küçük, plastik havuz ile sitenin büyük, berrak havuzuarasındaki fark; Türkiye’deki gelir dağılımının görsel bir karşılığıdır.Burada film ince bir şey yapar: Çocukların arzusu lükse değil, eşitliğe yöneliktir. Onlar sadece serinlemek istemez; “oraya ait olma” ihtimalini deneyimlemek isterler.Film Diyarbakır’da geçer. Bu coğrafya, sadece arka plan değil; anlatının ruhudur. Yaz sıcağı, sabırsızlığı artıran bir fiziksel baskıdır. Terleyen bedenler, susuzluk, güneş altında bekleme hâli; eşitsizliği daha görünür kılar.Sıcaklık burada metaforiktir: Orak, açık bir slogan üretmeden coğrafyanın kendisini bir politik ifade biçimine dönüştürür. Filmin en güçlü yönlerinden biri, dünyayı çocukların gözünden anlatmasıdır. Çocuklar henüz “kabullenme”yi öğrenmemiştir. Yetişkinlerin normalleştirdiği eşitsizlik, onların zihninde mantıksız görünür.Bu yüzden film bir isyan hikâyesi değildir; bir soru hikâyesidir:
“Neden biz havuza giremiyoruz?”
Bu basit soru, tüm ideolojik savunmaları kırabilecek kadar güçlüdür. Film, çocukluk masumiyetini romantize etmez; onu eleştirel bir araç olarak kullanır. Sinematografide sık sık sınırlar görürüz:Duvarlar, demir kapılar, tel örgüler, çerçeve içinde çerçeve planlar.
Kamera çoğu zaman çocukları ya uzaktan izler ya da engellerin arkasından kadraja alır. Bu tercih, seyirciye şunu hissettirir: Erişim, sadece mekânsal değil; kadrajsal olarak da sınırlıdır.Film zaman zaman hafif, hatta mizahi bir ton taşır. Çocukların planları, zekâları ve küçük numaraları seyirciyi gülümsetir. Ancak bu mizah hiçbir zaman gerçekliği hafifletmez.Aksine, komik görünen her girişim; eşitsizliğin trajedisini daha görünür kılar. Bu ton dengesi, filmi........
