menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

BélaTarr’ın Torino Atı Filminde “Sessizliğin Apokalipsisi”

4 0
29.01.2026

Film; zamanı, mekânı, insanı ve doğayı dramatik bir ilerleme hattına yerleştirmek yerine, bu unsurları çıplak ve aralıksız bir bütünlük içinde ele alır. Böylece izleyici, gizlenen ya da estetize edilen bir dünya ile değil, yavaşça tükenen bir varoluşla karşı karşıya bırakılır. Torino Atı, bu yönüyle yalnızca bir film değil; sinemanın sınırlarını yoklayan düşünsel bir yapı olarak dünya sinema tarihinde özel bir yerde durur. Film, Friedrich Nietzsche’nin 1889 yılında Torino’da yaşadığı zihinsel çöküşe dolaylı bir referansla açılır. Ancak bu tarihsel anekdot, biyografik bir anlatı üretmekten ziyade, “at” metaforu üzerinden insan-merkezli düşüncenin sona erişine işaret eder. At, burada bir olayın nedeni değil bir eşik figürdür. İnsan-sonrası bir dünyanın sessizliğe doğru kapanışını simgeler. Zamanın durağanlığı, sessizliğin baskınlığı ve doğa–insan–mekân ilişkilerinin çözülüşü, filmin alegorik yapısını belirler. Torino Atı, BélaTarr sinemasının en indirgenmiş ve en uç örneği olarak değerlendirilir.

AndrásBálintKovács, Çember Kapanır adlı kitabında Tarr’ın sinemayı bırakma gerekçesini, yönetmenin “kendini tekrar etmek istememesi” üzerinden açıklar. Bu ifade, filmin yalnızca bir anlatı sonu değil; sinemanın olanaklarına dair bilinçli bir vedayı temsil ettiğini düşündürür. Torino Atı, bu bağlamda bir “son film” olmanın ötesine geçer. Anlatının, hareketin ve anlam üretiminin tükenişini konu edinen düşünsel bir metin hâline gelir. Film, altı gün boyunca bir baba ile kızının gündelik yaşam pratiklerini izler. Ancak bu........

© Güneydoğu Ekspres