menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

SELAMIN İÇİNDE UYANANLAR

5 0
23.04.2026

Kasabanın en ücra yerinde, akşam toprağa ağır, ağır inerken hava sadece serinlemezdi; insanın içindeki görünmeyen katmanlara dokunan bir yoğunluk yayılırdı. Rüzgâr kuru otların arasından geçerken bir şeyler taşırdı ama onu duymak için yavaşlamak gerekirdi. Çoğu insan bunu yapamazdı. Çünkü hız, onların sığınağıydı.

Kadın kasabaya geldiğinde yanında görünmeyen bir yük taşıyordu. Yıllarca güçlü kalmış, çözmüş, toparlamış, ayakta durmuştu. Ama içinin derininde hiç dinlenmeyen bir yer vardı. Sürekli tetikte, sürekli hazır, sürekli kontrol eden bir yer. Kasabanın sessizliği o yere iyi gelmedi. Aksine, onu açığa çıkardı. Karşısına çıkan adam, gözlerinin içine bakarak hafifçe başını eğdi. Bir selam.

Kadının bedeni o an fark edilmeden gerildi. Bu kadar sade bir temas, alıştığı dünyanın dışında bir şeydi. İçinde hemen bir savunma yükseldi: küçümsemek, anlamlandırmak, geçmek. Ama yapamadı. Çünkü o bakışta kendini tutabileceği hiçbir tanım yoktu. Ne güçlüydü orada ne kırılgan. Ne doğru ne yanlış. Sadece vardı.

Gözlerini kaçırdı. Yürümeye devam etti. Ama kalbi hızlandı. Sanki biri içeriden kapısını çalıyordu. Sinirlendi. “Bu kadar basit olamaz,” dedi içinden. Ama attığı her adımda toprağın kokusu yükseldi. Kuru, gerçek ve kaçınılmaz. Unuttuğu bir şeyi hatırlatır gibi.

Gece olduğunda sessizlik büyüdü. Şehirdeki uğultunun yokluğu, kendi içindeki gürültüyü açığa çıkardı. Nefesini duydu. Kalp atışını. Sonra zihninin hiç durmadan konuştuğunu… O an anladı: Kaçtığı şey dış dünya değilmiş.

Sabah erkenden dışarı çıktı. Çimenlerin üzerinde........

© Güneydoğu Ekspres