Kuzeyden Gelen Adam: Kadir İnanır’ın iç dünyasına bir yolculuk...
Kadir İnanır, yıllar boyunca titizlikle tuttuğu arşivini, barıştan yana tavrını ve hayatına dair tanıklığını, henüz yaşarken bir belgesel anlatısına dönüştürme cesaretini yönetmen Hüseyin Karabey’e emanet etti. Bu güvene dayalı anlatı, yalnızca bir belgesel projesi değil; hafızayla yüzleşmenin, suskunlukların kayda geçmesinin ve bir dönemin vicdanını görünür kılmanın da yolu oldu. On üç yıla yayılan bu uzun soluklu süreç boyunca arşivler açıldı, anılar yeniden yaşandı; Kadir İnanır’ın güçlü imajının ardında kalan insani, kırılgan, dirençli bilmediğimiz yönleri adım adım kayıt altına alındı.
Ve nihayet ‘Kuzeyden Gelen Adam’ belgeseli seyircisiyle buluştu; buluşmaya da devam ediyor. Yönetmen Hüseyin Karabey’le, Kadir İnanır’ı ve bu uzun yıllara yayılan yolculuktan geriye kalanları, belgeselin hikâyesi eşliğinde konuştuk. Kadir İnanır’a geçmiş olsun dileklerimizi iletirken, sevgi ve saygılarımızı sunuyoruz.
Kadir İnanır ile nasıl tanıştınız?
Jülide Kural ile ressam Frida Kahlo oyununun belgeselini yapmıştım. Onu seyrettikten sonra Kadir Bey çok etkilenmiş. Benim diğer filmlerimi de biliyormuş. Bu sayede bizi Jülide Kural tanıştırdı. O tanışmadan sonra ilişkimiz hep devam etti. Benim de bu şekilde o arşive, dolayısıyla onun hayatına hâkim olma şansım çıktı.
“Kadir İnanır’ın inanılmaz bir arşivi var”
Belgesel fikri nasıl ortaya çıktı ve şekillendi?
Kadir İnanır’ın inanılmaz bir arşivi var. On yedi yaşından beri her şeyi biriktirmiş; yazılar yazmış, notlar almış, fotoğraflar çekmiş, çekebildiği her şeyin video kayıtlarını almış. Ben, bir an önce bu arşivin yedeklenmesi ve dijitale aktarılması gerektiğine inandığımı söyledim. O da “Yapalım hemen” dedi. Peşi sıra akan röportaj çekimleriyle 2011 yılından beri periyodik olarak Kadir Ağabey’i çekmeye karar verdim. Bunun ilk amacı tabii ki uzun metrajlı bir belgeseldi ama bu arşivden başka filmlerin de çıkacağını biliyordum. Aynı dönemde ‘barış süreci’ vardı ve akil adamlara seçilince onu da bir yandan takip etmeye başladık. Ben de bu sırada filmin dilini bulmaya çalışıyordum. Çünkü Kadir Ağabey’in öyle bir hayatı var ki, gelsin burada olsun, iki saat üç saat konuşsun; biz zaten onu seyrederiz. Yani onun ekstradan bir şeye ihtiyacı yok. O zaman şunu dedim: Ben bir sinemacı olarak bu filme nasıl bir katkı sunabilirim? Onun biçimini aramak biraz zaman aldı. O süreç açıkçası çok uzun sürdü. Şimdi bakınca on üç küsur yıllık süreci bir olgunlaşma ve biriktirme süreci olarak değerlendiriyorum. Aslında bazı projeler için olması gereken de bu. Çünkü onunla bir yolculuk yapmak, hayatına dair uzun sürece yayılan bir hikâyede daha kalıcı oluyor gibi geliyor bana. Zaten bu süreç içinde hem konuya çok hâkim olduk hem de hâlâ yaşıyor ve ürettiği için bunları kaydetme şansımız oldu. Son yıllarda ise “Bunu ne zaman bitireceğiz?” demeye başlamıştık. En sonunda kurgu süreci bir buçuk yıl sürdü. O bittikten sonra henüz bu son sağlık sorunlarını yaşamamıştı. Sağlıklıydı ve izledi. Çok heyecanlandı. O heyecanı bize geçirince biz daha çok heyecanlandık. İstanbul Film Festivali’nde gösterileceği de duyurulmuştu ama ciddi bir sağlık sorunu yaşayınca ilk gösterimi bir yıl ertelemeye karar verdik. Çok kritik ve sıkıntılı bir süreçti. Hepimizi şok eden bir süreçti. Ama o savaşçı kimliği, yanında Jülide Kural’ın olması, ailesi, arkadaşları, dostları ve tıbbi destek sayesinde şu anda gayet iyi durumda.
“Belgesel çok şey anlatıyor ama anlatmadığım birçok bölüm de var”
Kadir İnanır çok önemli bir değerimiz ama aynı zamanda korktuğumuz da bir isim aslında. Ona bir şey teklif etmek, hele bir de belgeselini yapmak ve ikna etmek zor olur diye düşünür insan. O diyalog nasıl gelişti?
Kadir İnanır’ın bir kendini koruma hâli var, bildiğimiz Kadir İnanır imajı. Ama onu aşınca, Kadir Ağabey aileden biri gibi; çok kırılgan, çok sevecen, sizi hemen sarıp sarmalayan biri. Sağ olsun, beni o noktada kabul ettikten sonra “Hüseyin, ne gerekiyorsa söyle, yapalım” dedi. Hiçbir zaman “Şunu da anlattın mı, bunu yapacak mısın, ne zaman bitecek, nerede olacak?” gibi sorular sormadı. Özgür bıraktı. Bu çok önemli. Sinemayı çok seven biri ve açıkçası kendisi de nasıl bir şey çıkacağını merak ediyordu. O yüzden bu anlamda hiçbir sorun yaşanmadı. Benim için bu süreçte projeye hâkim olup belki de daha sonra üreteceğimiz birçok film serisinin ilk filmini bitirme şansım oldu. Çünkü bence Kadir İnanır hayatıyla Türkiye sinemasının yüzde ellisini temsil ediyor; hatta yüzde altmışı da denebilir. Set çalışma koşullarından siyasi dönemlerde Yeşilçam’ın ne yaptığına, mafya ilişkilerinden futbola kadar hayatında pek çok şey var. Her türde oynadığı film var, bir de kendi duruşu var. Toplumsal meseleler, özel hayat… Çok geniş bir yelpaze, dolu dolu bir yaşam. Sanat eseri biraz da eksiltilerek yapılan bir şey. Belgesel çok şey anlatıyor ama anlatmadığım birçok bölüm de var. Umarım onlar ileride ulusal bir televizyon ya da dijital platformda seri hâlinde çıkacak yeni filmlerin sebebi olur. Buna dair bir hazırlığımız var. Kuzeyden Gelen Adam, başlı başına Kadir İnanır’ın hangi koşullarda yetiştiğini, kaç yaşındayken Türkiye’de neler olduğunu ve onun ne yaptığını anlatıyor. Çalıştığı filmler, hayatın akışı ve en sonunda barış sürecinde akil adamlık görevi. Bence en önemli bölümlerden biri de bu.
“Kırk saatten fazla röportaj var. Yüzlerce saat kamera arkası, belgesel ve diğer materyaller mevcut”
13 yıllık süreçte ne kadar arşiviniz var, kaç saatlik söyleşi yaptınız?
Bu 13 yıl içinde en az 13 kez, farklı dönemlerde röportaj yaptık. Kimisi ayda birdi, kimisi altı ayda bir. Röportajların yoğunluğu da enteresandı. Kadir Ağabey bir saat konuştuktan sonra uzun süre kendine gelemiyordu. Çünkü çok duygulanıyordu. Anlattığı her şeyi yeniden yaşıyordu. O yüzden hemen peş peşe yapılacak röportajların bir manası yoktu. Bazen “Tamam, burada bırakalım Hüseyin” derdi. O duyguda kalmak isterdi. Kırk saatten fazla röportaj var. Yüzlerce saat kamera arkası, belgesel ve diğer materyaller mevcut. On binden fazla fotoğraf var. El yazması bir otobiyografi var ve bu bize yol gösterici oldu. Günlük gibi, an an yazılmış; hem duygusal hem de o anki olayları anlatıyor. Defterleri, arkalarına yazdıkları var. Ayrıca sağlıklı olduğu, son........
