Kahvaltının değişmeyen dostu
Dünya zeytin üretiminin büyük bölümü Akdeniz’in etrafındaki ülkelerde gerçekleşiyor. İlk sırada İspanya var. Onları İtalya ve Yunanistan izliyor. Biz dördüncü sırada yer alıyoruz. Bizi Tunus, Fas ve Portekiz takip ediyor. Üretilen zeytinin büyük bir bölümü zeytinyağı olarak tüketiliyor.
Sofralık zeytin üreten ülkeler sıralaması ise şöyle: İspanya, Mısır ve Türkiye.
Bu kıymetli meyvenin tane ile tüketimi pek yaygın değildir. Türkiye’den başka hiçbir yerde kahvaltı masalarında yer almaz. Oysa zeytin, peynirle birlikte kahvaltı masalarımızın değişmez yiyeceğidir.
Sofralık zeytin üretiminde dünya üçüncüsü olan Türkiye, tüketimde ise dünya birincisidir.
Peynir, zeytin, ekmek üçlüsü, Türk insanının simgesel beslenme yiyecekleridir.
Zeytin ayrıca yoksulluk göstergesidir (Bir zamanlar).
Zeytinin kahvaltı sofralarındaki yerine büyüteç tutmadan önce, sofradaki geçmişine bir göz atalım.
SOĞUK SU GİBİ ESKİ BİR TAT…
Ünlü yazar Lawrence Durell, “Prospero’nun Hücresi” adlı eserinde şunları yazar: “Tüm Akdeniz, dişlerin arasındaki kara zeytinin acı, sert tadından çıkmış gibi. Etten ve şaraptan daha eski bir tattan. Soğuk su gibi eski bir tattan.”
Zeytinin tadı, böylesine uzak bir geçmişten beri damakların baş tacıdır.
Minos uygarlığı dönemine ait fosilleşmiş zeytin çekirdekleri, bize zeytin yeme konusundaki ilk bilgileri verir.
Platon, “Cumhuriyet” adlı eserinde, insanların yaşayabilmek için yiyecekleri yemeklerden bahsederken, sadece tahıl ve şaraptan söz edince itirazlar yükselir. Bunun üzerine Platon: “Unutmuşum ayrıca tabii ki tuz, zeytin ve peynir de var” diye kitaba eklemede........
