Trump ve benzerleri
ABD’nin önde gelen dış politika sitelerinden Foreign Policy’de 19 Şubat’ta “Popülist Dış Politikanın Yedi Sütunu” başlıklı bir makale yayımlandı. Yazarları Johns Hopkins Üniversitesi’nden Lisel Hintz, Sabancı Üniversitesi’nden siyaset bilimci Berk Esen ve Bilkent Üniversitesi’nden uluslararası ilişkiler uzmanı Tudor Onea.
Yazı, Trump’ın dış politikasını “Amerika’nın benzersizliği” ya da Trump’ın kişisel tuhaflıklarından çok, iç politikayı kazanmaya yarayan popülist yöntemlerin dışarıya taşmasıyla açıklıyor. Üstelik Trump’ın ikinci döneminde dış politikayı sınırlayan frenlerin daha zayıf olduğu bir atmosferde, bu okumanın daha da işe yarayabileceğini ima ediyor.
Temel iddia şu: ABD’nin jeopolitik ağırlığı Macaristan, Türkiye ya da Hindistan’ınkinden farklı olsa da bunların hepsinin popülist liderlerinin davranış kalıpları benzeşiyor.
Popülist liderler, ülkelerinin kapasitesinden bağımsız olarak, içeride kullandıkları yönetme biçimini dış politikaya da taşıyabiliyor. Bu yüzden Trump’ı anlamak için “özgün bir büyük strateji” aramaktan çok, onu Orban–Modi–Erdoğan çizgisinde görülen popülist dış politika kalıpları içinde okumak daha açıklayıcı olabilir.
Yazarların “popülist dış politikanın yedi sütunu” dediği çerçeve, bu kalıpları sistematikleştiriyor: kişiselleştirme, aşırı medyalaşma, ‘yoz elitler’ söylemi, “şanlı tarih” anlatısı, revizyonizm, şantaj/haraca bağlama ve iç siyaset getirisi.
1) Kişiselleştirme: Kurumların ağırlığı azalıyor, kararlar lidere bağlanıyor. Denge-denetim zayıfladıkça dış politika daha oynaklaşıyor. Uzmanlık ve kurumsal hafıza kaybı, hataya açıklığı artırıyor. Böyle bir zeminde kararlar, uzun vadeli kamu yararından çok liderin kişisel hedefleri ve yakın çevresinin hesaplarıyla daha kolay iç içe........
