menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Dezenflasyon hikayemiz: Sakın evde denemeyin

72 0
01.06.2026

Yabancı bir okuyucuya Türkiye’de son üç yılda uygulanan ekonomi politikasını anlatmak kolay değil. Çünkü kâğıt üzerinde bakınca hikâye tanıdık görünüyor: Yüksek faiz, sıkı para politikası, güçlü para birimi, enflasyonla mücadele ve güven inşası. Fakat Türkiye örneğinde mesele tam olarak burada başlıyor. Reçetenin adı doğru konmuş olabilir ama uygulama şekli sahadaki hayatla sürekli kavga etti. Mehmet Şimşek Haziran 2023’te göreve geldiğinde yıllık enflasyon resmi verilere göre yüzde 38 civarındaydı. Aradan geçen zamanda enflasyon bir ara yüzde 75’in üzerine çıktı, sonra tekrar yüzde 30’lu seviyelere indi. Bugün bunu başarı diye anlatmak için epey maharet gerekiyor.

Uygulanan politika kabaca şuydu: Yüksek faiz, kontrollü kur. Yani faizi yukarı çek, kuru mümkün olduğunca sakin tut, talebi bastır, zamanla enflasyon düşsün. Teoride kulağa düzgün geliyor. Ama Türkiye gibi enerjide, ara malında, teknolojide ve birçok temel girdide ithalata bağımlı bir ekonomide bu iş o kadar kolay yürümüyor. Kur baskılanınca enflasyon bir anda yok olmuyor. Çünkü maliyetler başka kapılardan içeri giriyor. Enerji, kira, işçilik, vergi, finansman, lojistik… Bunların hepsi fiyatların içinde yaşamaya devam ediyor.

Bir de bunun üzerine ağır vergilendirme geldi. Vergiler, harçlar, dolaylı yükler artırıldı. Devlet gelir yaratmak için vatandaşa ve işletmelere daha fazla yüklendi. Sonra da bu maliyet fiyatlara yansıyınca “talep canlı” denildi. Oysa vatandaşın talebi canlı değildi; vatandaş hayatta kalmaya çalışıyordu. İşletmeler de kâr etmekten çok maliyeti çevirmeye uğraşıyordu. Vergi artışı enflasyonla mücadele aracı gibi kullanıldığında, sonuç çoğu zaman enflasyonu düşürmek değil, fiyat seviyesini yukarı taşımak olur.

KEMER KİMİN BELİNİ SIKTI?

Devlet tarafında da tablo parlak değildi. Kamu harcamaları yeterince frenlenemediği için yüksek faiz politikası bütçeye çok ağır bir faiz yükü bindirdi. Devlet içeride yüksek faizle borçlanırken, enflasyonla mücadelenin faturası yine vergi mükellefine, üreticiye, emekliye ve ücretliye çıktı. Kemer sıkma varsa bile, kemerin kimin beline takıldığı önemlidir. Türkiye’de bu kemer en çok emeklinin, asgari ücretlinin, KOBİ’nin ve sanayicinin belini sıktı.

Emekli ve asgari ücretli bu programın en ağır bedelini ödeyen kesimlerden oldu. Resmi enflasyon ne derse desin, insanlar enflasyonu pazarda, kirada, okul masrafında, faturada ve market sepetinde yaşar. “Enflasyon düşüyor” dendi ama fiyatlar düşmedi. “Dezenflasyon başladı” dendi ama alım gücü geri gelmedi. Vatandaş için mesele oran değil, sepetti. Sepet küçülünce de anlatılan hikâyenin inandırıcılığı kalmadı.

SICAK PARA KAZANIRKEN ÜRETİCİ KAYBETTİ

Sanayi tarafında da hasar büyüdü. Yüksek faiz, baskılı kur ve artan maliyetler aynı anda gelince üretici sıkıştı. İhracatçı, içerideki maliyet artışlarını dışarıdaki fiyatlara yansıtamadı. Sanayici pahalı krediye mahkûm oldu. KOBİ finansmana ulaşmakta zorlandı. İç talep zayıfladı, dış pazarda rekabet zorlaştı. Böylece Türkiye üretimle büyüyen bir........

© Gazete Pencere