Gelincikler, Haşhaş ve Eskişehir…
Siz hiç gelincik çiceği istilası gördünüz mü? Bir sabah uyanırsınız, dere kenarları, nadasa bırakılan tarlalar ve doğanın başıboş bıraktığı alanlar adeta kan kırmızıdan, kızılın çeşitli tonlarına bürünüverir. Baharla yaz aylarının ilk günlerinde, yabani gelincik tarlaları gözünüzü kırmızıya boyar.
Çiçeğe çok meraklı Japonlar gelincikler için şöyle demiş; ’Gelincik insan ömrü gibidir. Dünü vardır, yaşamıştır. Bugünü vardır, yaşıyordur. Ama yarını belli değildir’
Eskişehir’de de haziran, temmuz ayları gelincik zamanı. İstanbul’da da bir zamanlar böyleydi. Şimdi gelinciklerin hayat bulacağı alan kalmadı. Kalanları da piknikçiler eziyor zaten…
Eskişehir’de bir tepeye çıktığınızda, kentin sınırlarını kolayca saptayabilirsiniz. Dağlar, ormanlar sanki elinizle tutacakmış gibi yakındır. İstanbul’da betonun sonu yoktur ama Anadolu kentlerinde olduğu gibi Eskişehir’de betona bir sınır vardır. Kentler biter, toprak başlar…........
