Sosyal trajediler karşısındaki refleksler
Üst üste yaşanan Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’taki okul katliamları, Gülistan Doku davasındaki yeni gelişmeler, siyasi, sosyal ve vicdani duyarlılıkla ele alınması gereken süreçleri bir kere daha gündemimize getirdi.
Aklıselimle tartışamama ve sağlıklı analiz edememe hastalığının yine nüksettiğini görüyoruz. Farklı dünya görüşleri, siyasi kamplar, medyanın haber açlığı, sosyal medyanın kaotik doğası olayları içinden çıkılmaz hâle getiriyor. Bazı fikir insanları, yaşananları iktidarın siyasi anlayışına bağlarken, bazıları için mutlak suçlu laik eğitim sistemi. Bir günde herkes dedektif, pedagog, haberci oluyor; konuşmayan kalmıyor. Dezenformasyon alıp başını gidiyor, kurulan sosyal medya mahkemeleri adaletin seyrini etkileyebilecek güce ulaşıyor.
Okul cinayetlerine bakıldığında ise bir güvenlik zafiyeti olduğu ortada… El kadar çocukların “Rambo” gibi bir donanım ile okullara girebilmesinin sorgulanması gerekiyor. Sadece bu değil; uyuşturucunun ve yasaklı maddelerin de okullarda kol gezdiği, en azından okul çağında çocuğu olan herkesin bildiği sır. Yaşananlar karşısında sorumluların hesap vereceği söylemi genellikle lafta kalıyor. Nasıl olduysa Kahramanmaraş İl Milli Eğitim Müdürü, -ne demekse- “karşılıklı anlaşma ile” görevinden ayrılıyor. Bazen salt siyasi sorumluluk veya topluma duyulması gereken saygı gereği görevden almaların ve istifaların olması gerekirken, konu bir anda siyasi namus davasına dönüyor; adamına kıymamak bir sağlamlık göstergesi gibi lanse ediliyor.
Bu olaylarda devlet bürokrasisindeki çürümüşlüğün de farkına varıyoruz. Siyasi yapı ve........
