Nasıl Bir Sol-3
Serinin ikinci yazısında, sol siyaseti kendini ortanın solunda tanımlayan CHP üstünden okuyor olmamız konjonktürel olarak anlamsız görünebilir. Zira CHP işgal altında. Yeni parti kurulması kararı ile bu retoriği ana muhalefetin seçilmiş, meşru yönetimi üstünden sürdüreceğiz.
Türkiye’nin cumhuriyet tarihinde siyasetin tartışmasız en önemli meselelerinden birisi “Kürt Sorunu” olmuştur. Devlet ricali nezdinde öncelikle sorunun varlığı reddedildi. Yakın tarihe kadar da “Kürt Kardeşlerin” bir sorunu olmadığı, terör sorunu olduğu iddia edildi. Terörün altında yatan nedenler irdelenmedi, konunun üstüne gitme girişimleri de milliyetçi hezeyanlar ve şoven söylemler ile bastırıldı.
Yerel bir mesele emperyalist provokasyonlar ile bölgesel hâle geldi. Emperyalizm ile temelde çelişkisi olmayan sağ siyaset Kürt toplumunun taleplerini göz ardı ederek savaşı yöntem olarak belirlerken, toplumsal tepkiden ürken sol siyaset de sağın çizdiği sınırların dışına çıkamadı. Konuyu halkların kardeşliği, barış, kültürel realite üstünden ele almak sol siyasetin anlayışı ile örtüşse de nedeni ne olursa olsun cesur girişimler sağcı siyasetçilerden geldi. Devletin resmi güvenlik paradigmasına muhalefet eden bu girişimlerin sağdan çıkması da ayrıca paradoksaldır.
Kürt realitesini kabul eden ilk lider Özal’dı ve vefatını bu meseleyi ele almasına bağlayanlar var. 1980 sonrasının siyasi zemininde seçilmiş yöneticiler bu konuda tek söz sahibi değillerdi. Perde arkasından süreci........
