Yaz tatili başladı, şimdi çocukluk zamanı
Bir eğitim öğretim yılını daha geride bıraktık. Sınıflar boşaldı, okul koridorları sessizleşti, öğrenciler uzun bir yaz tatiline çıktı. Veliler önce karne törenleri, yıl sonu gösterileri ve mezuniyet heyecanı için okulların yolunu tuttu. Ardından da imkânı olan aileler, yaz tatilinin ilk günlerini değerlendirmek üzere valizlerini hazırlayıp yollara düştü. Dokuz ay boyunca büyük bir emek ve yoğun bir temponun içinde geçen eğitim yılının ardından, öğretmenler, öğrenciler ve aileler için şimdi biraz soluklanma, dinlenme ve birlikte olabilme vakti.
Ancak kabul etmek gerekir ki eskiden karne günü taşıdığı anlamı bugün aynı şekilde taşımıyor.
Bir dönem çocukların akademik gelişimini gösteren en önemli ölçütlerden biri olarak görülen karneler, artık birçok aile için aynı güveni vermiyor. Özellikle özel okulların önemli bir bölümünde uzun süredir tartışılan not enflasyonu, ölçme ve değerlendirme sisteminin sağlıklı işleyip işlemediği konusunda ciddi soru işaretleri oluşturuyor.
Çocuğun gerçek akademik seviyesini yansıtmayan, veli memnuniyetini önceleyen değerlendirmeler yalnızca aileleri yanıltmakla kalmıyor; öğrencinin eksiklerini zamanında görmesini de engelliyor.
Devlet okullarında ise öğretmenler çoğu zaman öğrencinin gerçek performansını daha objektif biçimde değerlendirmeye çalışıyor. Bu durum, devlet ve özel okullar arasındaki karne sisteminin yarattığı farklılıkları da giderek daha fazla tartışılır hale getiriyor. Aynı sınıf düzeyindeki iki öğrencinin karnesi benzer görünse bile, sahip oldukları akademik yeterlilikler birbirinden oldukça farklı olabiliyor.
Dolayısıyla bugün elimizdeki karneyi tek başına bir başarı ya da başarısızlık belgesi olarak görmek doğru değil. Aslında hiçbir zaman doğru değildi. Çünkü birkaç rakamdan oluşan bir belge; bir çocuğun merakını, hayal gücünü, vicdanını, karakterini ya da gelecekte neler başarabileceğini ölçemez.
Karne günü eve gelen şey yalnızca bir kâğıt değildir. Eve gelen; dokuz ay boyunca erken kalkmış, sınavlara hazırlanmış, bazen çok başarılı olmuş, bazen zorlanmış, bazen hayal kırıklığı yaşamış ama her şeye rağmen emek vermiş bir çocuktur. Belki de o gün ilk bakmamız gereken şey notlar değil, o emeğin kendisidir.
Ne yazık ki çocuklarımız uzun zamandır yalnızca okulun değil, büyük bir performans kültürünün içinde büyüyor. Daha ilkokul sıralarında sınavlarla tanışıyor, başarıyı puanlarla tanımlamayı öğreniyor, çoğu zaman kendi gelişiminden çok başkalarının aldığı notlarla ilgilenmeye başlıyor. Eğitim, bilgi edinmenin ve kişisel gelişimin yolu olmaktan çıkıp sürekli ölçülen, sıralanan ve kıyaslanan bir yarışa dönüşüyor.
Bu yarışın en yıpratıcı tarafı ise kıyaslama alışkanlığımız.
"Komşunun çocuğu takdir aldı."
"Kuzenin matematikten yüz aldı."
"Arkadaşın senden daha başarılı."
Bu cümleler belki birkaç saniyede kuruluyor ama çocukların zihninde yıllarca yer edebiliyor. Çünkü kıyaslanan çocuk, zamanla kendi değerini başkalarının başarısıyla ölçmeye başlıyor. Oysa eğitimin amacı birbirini geçen çocuklar yetiştirmek değil; kendi potansiyelini keşfedebilen, düşünebilen ve üretebilen bireyler yetiştirmektir.
Yaz tatili tam da bu yüzden çok değerli.
Çünkü çocukların yalnızca derslerden değil, bu sürekli........
