KAPİTALİZME KARŞI AHİLİK
“De bakalım, Ahiliğin açığı kaçtır?
-Eli, yüzü, gönlü, sofrası...
Ahilik töresince söz söylemekte kaç edep vardır?
— Sert söylemeye ki ağzından tükürük saçmaya... Bir kişi ile söyleşirken başka yere bakmaya... "Senben " demeye, " Sizbiz " diye... Elini kolunu sallamaya...
Şöyledir bilin ey ihvanlar, ey dostlar ve de ey mert yoldaşlar! Ahilik çok ulu kattır ve de saygılı basamaktır. Ama onu gördüm ki, bölüklerimize şeytan uğramış, yiğitlerin gönül gözlerini bağlamış. 'Bundan böyle, hiçbir yolsuzluk bize erişebilemez,' diye kibirlenmişler, çizgiden çıkmışlar, doğruluğu şuraya koyup eğriye sapmışlar. Sohbetler, yarenler bozulmuş, sofralara haram girmiş, nefisler kuduz canavar gibi azgınlaşıp gem almaktan çıkmış. Alplığın yerini yavuzluk, utanmanın yerini yüzsüzlük kapmış. Bilmekliğin uyanık ışığı sönüp bilmezliğin uykulu karanlığı yerin yüzünü sarmış. Ahiler pir kapılarını boşlayıp beyler kapısına birikmiş... Oysa bu dünyada her bir nesneye bozuntu elverir, Ahiliğe erişebilemez!
Ahilik ince yoldur ve de çetin yoldur ve de gayet sarp yoldur. Yüreğine, bileğine güvenmeyen girmemek gerektir...”
Kemal Tahir’in “Devlet Ana” kitabından yaptığımız alıntının yazımıza girizgâh olmasının sebebi ahiliğe ilişkin bir meramımızı ve dahi soru/nu/muzu sözün başında ifade etme isteğimizdir. Bir toplumda yer alan kurumlar toplumun kodlarıyla uyumlu olduğu oranda, o topluma gerçek manada hizmet edebilecektir. Bu anlamda mekânın kodları doğrultusunda meydana gelmiş olan kurumların mekânı imkân sunan hale getirebileceğini söyleyebiliriz. İnsan yaşamış olduğu mekânla bir bağ kurabilirse, mekâna tutunabilirse kaybolma duygusundan uzak olacaktır. Buradaysak daha doğrusu dün ile yarın arasında bu(a)rada isek kaybolmayacağızdır. Yer tutmamızın, yere tutunmamızın yolunu ancak mekânla kurduğumuz ilişki belirleyecektir. Bizi mekin ve muhkem kılacak olan, bulunduğumuz yerde temkinle yürüyüşümüzü sağlayacak olan........
