Kevgir misin be kardeşlik!
Geçtiğimiz günlerde önemli bir ekonomi gazetesinde, dezenflasyon politikasını hayata geçiren Mehmet Şimşek'in bu üç yıllık dönemde ekonomiyi nerden nereye getirdiğini, günahlarıyla sevaplarıyla ortaya koyan güzel bir analiz yayınladı.
Bu analizden de yararlanarak, ben de birkaç cümle söylemek istedim. Yaşayarak gördük, bu üç yıllık süreçte ekonomi programına yönelik eleştiriler neydi: Yüksek faiz, krediye erişim, büyüme, sanayi üretimi, hayat pahalılığı, satın alma gücü, vergi yükü ve gelir dağılımındaki ciddi eşitsizlikler. Muhalefet partileri ve iş dünyasının bir bölümü, enflasyonu düşürmek amacıyla uygulanan yüksek faiz politikasının ekonomik aktivite üzerinde gereğinden fazla baskı oluşturduğunu savundu.
Özellikle KOBİ'lerin finansmana erişiminin zorlaşması, yüksek kredi maliyetleri ve işletme sermayesi ihtiyacının artması, reel sektörün en önemli şikâyetleri arasında yer aldı. Konut ve otomotiv gibi yüksek kredi kullanımına dayalı sektörlerde de benzer bir baskı ortaya çıktı.
Bu eleştirinin tamamen karşılıksız olduğunu söylemek mümkün değil. Çünkü programın doğası gereği iç talebin yavaşlatılması ve finansal koşulların sıkılaştırılması, kredi maliyetlerinin yükselmesine ve ekonomik aktivitenin yavaşlamasına neden oldu. Nitekim 2023 yılında yüzde 5 olan büyüme hızının 2026'da yüzde 3,6'ya gerilemesi de bu maliyetin göstergelerinden biri olarak ortaya çıktı.
Bununla birlikte ekonomi yönetiminin açısından bakıldığında, yüksek enflasyonun kalıcı hale geldiği bir ortamda, yalnızca düşük faiz ve yüksek kredi büyümesiyle ekonomik aktiviteyi desteklemenin sürdürülebilir olmadığı ortada. Dolayısıyla burada temel tartışma, yüksek faizin gerekli olup olmadığı kadar, faizin ne kadar........
