menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Sadece BYD meselesi değil, Türkiye’nin jeoekonomik uyanış zamanı

14 0
12.06.2026

Bazen bir yatırım haberi yalnızca bir fabrikanın hikâyesi değildir.
Bir ülkenin sanayi politikasını, dış ticaret stratejisini ve küresel ekonomideki yerini yeniden düşünmesini gerektiren bir dönüm noktasıdır.
Bugün BYD etrafında yaşanan tartışma tam da böyledir.
Konu yalnızca Çin değildir.
Konu yalnızca elektrikli otomobil de değildir.
Konu, Türkiye’nin yeni dünya düzeninde nasıl bir ekonomik güç olacağıdır.

Bir milyar dolarlık umut

Temmuz 2024’te Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın huzurunda yaklaşık 1 milyar dolarlık BYD yatırım anlaşması imzalandığında haklı olarak büyük bir heyecan oluşmuştu.
Manisa’da yıllık yaklaşık 150 bin araç üretim kapasitesine sahip bir tesis kurulacak, bir Ar-Ge merkezi oluşturulacak ve yaklaşık 5 bin kişiye doğrudan istihdam sağlanacaktı.
Bu sadece yeni bir otomobil fabrikası değildi.
Türkiye’nin elektrikli araç çağında Avrupa’nın üretim üslerinden biri olabileceğinin sembolüydü.
Piyasalar bunu böyle okudu.
İş dünyası bunu böyle yorumladı.
Devlet de buna uygun teşvik mekanizmalarını devreye aldı.
Bugün ise yatırımın geleceğine ilişkin belirsizlikler konuşuluyor.
Ben meseleyi çok daha geniş bir perspektiften okumak gerektiğini düşünüyorum.

Asıl değişen BYD değil, dünya ekonomisi

Çin son yirmi yılda dünyanın üretim merkezi haline geldi.
Şimdi ise sadece üretmek değil, dünyanın otomotiv sektörünü yeniden şekillendirmek istiyor.
BYD’nin adı bile bunu anlatıyor:
“Build Your Dreams”.
Gerçekten de birkaç yıl öncesine kadar çok az kişinin bildiği bu şirket bugün dünyanın en büyük elektrikli araç üreticilerinden biri haline geldi.
Fakat tam bu yükseliş döneminde Avrupa’nın politikası değişti.
Brüksel artık meseleyi yalnızca serbest ticaret olarak görmüyor.
Bu artık bir sanayi politikasıdır.
Bir teknoloji politikasıdır.
Bir istihdam politikasıdır.
Hatta bir ulusal güvenlik politikasıdır.
Almanya, Fransa ve İtalya gibi ülkeler otomotiv sektörünü ekonomilerinin omurgası olarak görüyor.
Doğal olarak Çin’in bu pazarı hızla ele geçirmesine kayıtsız kalmaları beklenemez.
Kapıdan girmesini istemedikleri ürünlerin Türkiye üzerinden bacadan girmesini de istemeyebilirler.
İşte tam bu noktada Ankara’nın dikkatli olması gerekiyor.

Ankara’nın Brüksel’e sorması gereken sorular

Türkiye yıllardır Avrupa Birliği ile Gümrük Birliği yükümlülüklerini yerine getiriyor.
Sanayisini buna göre şekillendiriyor.
Yatırımcılar da Türkiye’yi Avrupa’ya açılan üretim üssü olarak........

© Forbes Türkiye