menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Korkuyla biriktirmek mi, akılla yaşamak mı?

21 0
02.07.2026

Son günlerde sosyal medyada milyonlarca kişiye ulaşan bir tavsiye dikkatimi çekti.

“Paranız varsa tatil bile yapmayın. Önümüzdeki iki-üç yıl tatili unutun. Paranızı biriktirin, kötü günlere saklayın.”

İlk bakışta bu tavsiyeye itiraz etmek kolay değil.

Çünkü gerçekten de Türkiye kolay bir ekonomik dönemden geçmiyor. Yüksek enflasyon, hayat pahalılığı, artan kira ve gıda fiyatları, kredi maliyetleri, yüksek faiz oranları ve belirsizlik hem aile bütçelerini hem de şirket bilançolarını ciddi biçimde zorluyor. Orta gelir grubu her geçen gün biraz daha daralırken, sabit gelirli milyonlarca insan geleceğe daha kaygıyla bakıyor.

Böyle dönemlerde tasarruf etmek, harcamaları gözden geçirmek ve mali disiplini güçlendirmek elbette akıllıca bir davranıştır.

Ancak tam da burada önemli bir soru sormamız gerekiyor.

Tasarruf etmek ile hayatı askıya almak aynı şey midir?

Bence değildir.

Tam tersine, ekonomik krizlerin en büyük zararlarından biri yalnızca gelir kaybı değil, insanların geleceğe ilişkin korkularının bugünkü hayatlarını yönetmeye başlamasıdır.

Korkunun ekonomisi

Ekonomi yalnızca faizden, döviz kurundan, enflasyondan ve büyüme oranlarından ibaret değildir.

Ekonomi aynı zamanda psikolojidir.

Beklentidir.

Güvendir.

İnsan davranışıdır.

Nobel ödüllü davranışsal iktisatçı Daniel Kahneman, insanların belirsizlik dönemlerinde rasyonel değil, çoğu zaman duygusal kararlar aldığını gösterdi. Kaybetme korkusu büyüdükçe insanlar daha güvenli olduğunu düşündükleri tercihlere yöneliyorlar. Ne var ki bu tercihler her zaman en doğru tercihler olmayabiliyor.

Bugün Türkiye’de de benzer bir psikoloji oluşuyor.

Sürekli “daha kötü günler geliyor”, “hiç harcama yapmayın”, “hayatı durdurun” mesajları, insanları sağlıklı tasarrufa değil, ekonomik paniğe sürüklüyor.

Panik ise hiçbir zaman iyi bir yatırım danışmanı olmamıştır.

Tasarruf başka, hayatı askıya almak başka

Bunu özellikle vurgulamak istiyorum.

Evet…

Her ailenin mutlaka bir acil durum fonu olmalıdır.

Mümkünse altı aylık, hatta bir yıllık temel giderlerini karşılayabilecek bir güvenlik yastığı oluşturulmalıdır.

Gereksiz borçtan kaçınılmalıdır.

Kredi kartıyla sürdürülen yapay refah anlayışı terk edilmelidir.

Gelir-gider dengesi dikkatle yönetilmelidir.

Likidite korunmalıdır.

Bunların hepsi doğrudur.

Fakat bunlardan hiçbirisi, hayatın tamamen askıya alınması gerektiği anlamına gelmez.

İnsan yalnızca gelecekte yaşayacakmış gibi bugünü tüketemez.

Çocuklar büyüyor.

Anne babalar yaşlanıyor.

Dostluklar beklemiyor.

Sağlık her zaman aynı kalmıyor.

Hayatı sürekli ertelemek, çoğu zaman geri getirilemeyecek zamanları da kaybetmek anlamına geliyor.

Keynes’in hâlâ geçerli uyarısı

Yaklaşık bir asır önce büyük İngiliz iktisatçısı John Maynard Keynes bugün de geçerliliğini koruyan önemli bir kavram ortaya koymuştu:

Tasarruf paradoksu.

Birey açısından tasarruf son derece doğrudur.

Ancak toplumun tamamı aynı anda harcamayı keserse işletmeler satış yapamaz.

Üretim azalır.

Yatırımlar yavaşlar.

İşsizlik artar.

Ekonomi küçülür.

Sonuçta herkes daha fazla tasarruf etmeye çalışırken toplam refah azalabilir.

Elbette bu, “harcayın” çağrısı değildir.

Ama “hiç harcamayın” çağrısının da ekonomik açıdan doğru olmadığını gösterir.

Önemli olan, tüketimin niteliğini değiştirmektir.

Gösterişten vazgeçmek…

İsraftan kaçınmak…

Ama hayatı tamamen durdurmamak…

Dünya neden seyahat etmeye devam ediyor?

Pandemi bitti.

Arkasından enerji krizi geldi.

Rusya-Ukrayna savaşı patlak verdi.

Orta Doğu yeniden istikrarsızlaştı.

Enflasyon yükseldi.

Faizler arttı.

Buna rağmen dünya seyahat etmeyi bırakmadı.

Birleşmiş Milletler........

© Forbes Türkiye