menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Çin’in küresel ara yüzü Hong Kong ve Turkiye

21 0
20.04.2026

Hong Kong’u anlamaya çalışırken sadece rakamlara bakmak yetmiyor; şehrin ruhunu, dönüşümünü ve taşıdığı anlamı hissetmek gerekiyor. 1997’de Cin’e devredildikten sonra ciddi badireler atlatti, rolu ve kimligi degisti buyuk olcude ama bu şehir bugün hâlâ ayakta duruyor, hâlâ hızla işliyor ve hâlâ küresel akışların içinde merkezi bir rol oynuyor. 

Ancak artık eski Hong Kong’dan söz etmek zorlaşıyor. Gördüğüm, duyduğum ve yaşadığım her şey bu şehrin derin bir dönüşüm içinde olduğunu açıkça ortaya koyuyor. Hong Kong bugün yalnızca bir finans merkezi değil, Çin’in dünyayla temas kurduğu stratejik bir ara yüz olarak işlev görüyor.

Kişisel tanıklık: Çin sistem kuruyor

Ben Hong Kong’u 1989’dan beri icinden tanıyorum, izliyorum ve değişimini dikkatle gözlemliyorum. İlk güçlü temasım, Turgut Özal döneminde, Mehmet Keçeciler Başbakan Yardımcısı iken yürüttüğümüz çalışmalar ve birlikte ziyaretimiz sırasında gerçekleşmişti. O günlerde muhatabımız China Resources Holding gibi dev bir Cin devlet sirketi idi; Pekin’in Hong Kong’daki diplomatic temsil islevini ise, cok sasirmistim, devlet media organi Xinhua News Agency yürütüyordu. 

Hong Kong’un zaman icinde dönüşümünü anlamak için geçmişte verilen reflekslere bakmak da öğretici oluyor. Rahmetli Turgut Özal dünyayı yakından takip eden, hızlı düşünen ve hızlı karar alan bir liderdi. 

Bir akşam International Herald Tribune’ü okurken Hong Kong’un 1997’de Çin’e devri sürecinde yaşanan belirsizlik ve bunun yarattığı göç dalgası ile ilgili bir haber dikkatini çekmis. Özellikle girişimci, eğitimli ve sermaye sahibi Hong Kongluların Kanada, Avustralya, ABD ve Avrupa’ya yöneldiğini okuyunca bu gelişmeyi Turkiye icin de stratejik bir fırsat olarak degerlendirmis. 

Bize talimatı açıktı: Türkiye neden bu göç dalgasının bir parçasını çekmesin? Hong Kong’daki yetenekli ve girişimci kesimi Türkiye’ye yönlendirmek için ne yapılabileceğini araştırmamızı istemişti. Bu kapsamda vatandaşlık, oturma izni ve yatırım kolaylıkları gibi seçenekler üzerinde çalışmıştık. Ancak o dönemde Türkiye’nin cazibesi sınırlıydı ve rekabet ettiğimiz ülkeler çok daha güçlü imkânlar sunuyordu. Sonuçta yalnızca iki üç düzine Hong Kongluyu Türkiye’ye çekebilmiştik.

Buna rağmen bu girişim son derece anlamlıydı. Çünkü mesele sayıdan çok, refleksti. Türkiye ilk kez küresel bir yetenek ve sermaye hareketliliğini okuyarak buna cevap vermeye çalışıyordu. 

Tarihsel zemin: Farklılık üzerine kurulu güç

1997’de Hong Kong’un Çin’e devri, küresel sistem açısından benzersiz bir model ortaya koymuştu. “Tek ülke, iki sistem” yaklaşımı Hong Kong’un farklılığını koruyarak Çin’e entegre olmasını öngörüyordu. Bu farklılık hukuk düzeninde, finansal yapıda ve iş yapma kültüründe kendini açıkça gösteriyordu. Hong Kong bu sayede Çin’e giren yabancı sermayenin ana geçiş noktası haline gelmişti. Aynı zamanda Çinli şirketlerin küreselleşme platformu olarak işlev görmüştü. Bu yapı uzun yıllar boyunca hem Çin’in büyümesine hem küresel ekonominin derinleşmesine katkı sağlamıştı.

Bugün Hong Kong hâlâ finansal olarak güçlü bir merkez olmayı sürdürüyor. Çin’e giren ve çıkan yatırımların önemli bir kısmı hâlâ buradan geçiyor. Offshore yuan işlemlerinin büyük bölümü bu şehirde gerçekleşiyor. Uluslararası yatırımcılar Hong Kong’u hâlâ Çin’e erişimin en güvenilir yollarından biri olarak görüyor. Ancak bu........

© Forbes Türkiye