Venedik Bienali’nde palazzo’lardan protestolara
Venedik Bienali bu yıl yalnızca çağdaş sanatın konuşulduğu bir organizasyon değil; aynı zamanda dünyanın siyasal gerilimlerinin, kültürel güç ilişkilerinin ve elit ağlarının birbirine karıştığı yoğun bir atmosfere dönüşmüş durumda. Giardini’ye Grand Canal üzerinden yaklaşırken bunu daha içeri girmeden hissediyorsunuz.
Bienalin girişindeki eski Carlo Scarpa gişe yapısına yerleştirilen, parçalanmış Filistin bayrağını andıran kumaş yerleştirmesi, bu yılın tonunu daha ilk dakikada veriyor. Üstelik iş öyle yerleştirilmiş ki çoğu ziyaretçi fark etmeden geçip gidiyor; sonra geri dönüp yeniden bakmak zorunda kalıyor. Bienalin bu yılki ruhu da biraz böyle işliyor: yüksek sesli sloganlardan çok, düşük frekansta ama sürekli hissedilen bir gerilim hakim.
Koyo Kouoh’un ölümünden önce şekillendirdiği “In Minor Keys” yaklaşımı tam olarak bunun üzerine kurulu. Büyük politik sloganlar yerine bastırılmış öfke, kırılganlık, aidiyet, göç, hafıza ve dışlanmışlık hissi ön planda tutuluyor. Ancak Venedik Bienali’nin ironisi de burada başlıyor. İçeride kapsayıcılık ve görünürlük konuşulurken dışarıda dünyanın gerçek jeopolitik krizleri bienalin içine doğrudan sızıyor.
Bunu anlamak için........
