Yaşadığımız Yerin Hikâyesini Biliyor Muyuz?
Martin Heidegger, “Bir insanı sevmek onun hikâyesini sevmektir,” der. Şehirlerin de insan gibi hem bir hikâyesi hem de bir hafızası vardır. Tarihini ve hikâyesini bildiğimiz yerlerle insani bir bağ kurarız. İçinde anılarımızın olduğu yerler, artık salt bir mekân salt bir coğrafya parçası olmayıp iç dünyamızın oluşmasında önemli bir yer tutar.
Şehirler hayatımızı şekillendiren, renklendiren mekânlardır. İlhan Berk, "Mendilimde Kan Sesleri" başlıklı şiirinde, “İnsan yaşadığı yere benzer” der. İbn-i Haldun ise “Coğrafya kaderdir” diyerek bizim karakterimiz ve geleceğimize üzerinde bulunduğumuz mekânların ne kadar etkili olduğunu belirtir.
“İnsanın yaşadığı yere benzediği” gibi insan yaşadığı yeri de kendine benzetir. Karşılıklı bir etkileşim halindedir; insan coğrafi unsurları isimlendirirken bile kendi organlarından esinlenir. Dağın başı, nehrin kolları, suyun gözü, yolun ağzı, yeryüzü, gökyüzü, göl ayağı gibi.
Yerlere isimler konurken biyolojik, tarihsel ve kültürel değerler dikkate alınır. Mekânları insanileştiririz. Nasıl ki etimolojik bilgilerle kelimelerin anlamını daha rahat kavrıyorsak, aynı şekilde bir şehri tam anlayabilmek için mekânların isim hikâyesini bilmemizde yarar vardır.
Ankara yaşadığımız bir şehir; suyunu içiyoruz, havasını soluyoruz, sokaklarında, parklarında dolaşıyoruz. Sosyal çevremiz burada yaşayanlardan oluşuyor. Dolayısıyla havasına, suyuna ve sosyal ortamına göre fizyolojimiz değişiyor, ruh halimiz şekilleniyor. Ne zaman deniz kenarına gitsem nemli havadan bunalıp Ankara’nın nefes aldıran o kuru havasını özlüyorum.
Yaşadığım yerin bir ismi, bir hikâyesi varsa bunu merak ederim. Bir yerin hikâyesini bilmiyorsanız orayı tam bildiğiniz söylenemez. Çankaya, Mürsel Uluç Mahallesi'nde ikamet ediyorum. Burada uzun süre oturanlara sorduğum “Mürsel Uluç kim, neden bu isim verilmiş?” sorusunun cevabını bulamamıştım. Sonunda Önder........
