menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Mektepten Suç Mahalline: Okullardaki Şiddet Olaylarının Faili Kim?

44 0
11.05.2026

Türkiye’de eğitim kurumlarının güvenliğine ve dokunulmazlığına dair köklü kabulleri sarsan son dönem okul saldırıları artık münferit birer “asayiş vakası” olarak görülemez. Son dönemde yaşananlar toplumsal yapıda biriken daha derin krizlerin “sert” dışavurumlarıdır. 

14 Nisan 2026 günü Siverek’te ve bir gün sonrasında Kahramanmaraş’ta yaşanan okul saldırıları kamuoyunda benzeri az görülür bir şok yarattı. Siverek’te saldırıyı gerçekleştiren okulun eski öğrencisi olan 19 yaşındaki fail öğrenci ve öğretmenlerin de aralarında bulunduğu 16 kişiyi yaraladıktan sonra aynı silah ile intihar etti. Kahramanmaraş’ta gerçekleşen saldırıda ise 14 yaşındaki aynı okulun öğrencisi olan fail 10 öğrenci ile bir öğretmeni öldürdükten ve 13 kişiyi yaraladıktan sonra okuldaki veli ve personel tarafından etkisiz hale getirildi. Adli tıp raporu failin bacağına aldığı bir darbe ile kan kaybından hayatını kaybettiğini rapor etmektedir. 

Olayların ardından olayın faili çocukların psikolojisinden ailelerin yapısına, hükümetin ihmallerinden eğitim sisteminin zaaflarına kadar çok sayıda tartışma ve yorum yapıldı. Ancak burada asıl soru şudur: Eğer bu tür cinayetleri yalnızca failin bireysel özellikleriyle açıklayacaksak, benzer toplumsal koşullarda yaşayan yüz binlerce çocuk neden aynı suçu işlemiyor? Bu soru bizi bireyden çok yapıya odaklanmaya sevk etmelidir.

Kahramanmaraş’taki saldırı hem ölçeği hem de niteliği bakımından Türkiye’de şimdiye dek karşılaşılan benzer vakalardan ayrılıyor. Bu bir terör saldırısı değildi; ancak toplumda yarattığı “dehşet hissi” birçok terör eyleminden daha derin oldu. 

Bu vakayı önceki okul içi şiddet olaylarından ayıran temel unsur, saldırının önceden husumet ilişkisi olan belirli bir kişiye veya kişilere değil doğrudan okul kurumuna yönelmiş olmasıdır. Türkiye’de daha önce görülen benzer birçok olay, okul içinde tanışıklık veya husumet eksenli gelişmiş “okulda saldırı” olaylarıdır. Kahramanmaraş’taki hadise ise hedef gözetmeyen, rastgele seçilmiş kurbanlara yönelik gerçekleştirilen bir “okula saldırı”dır.

Burada kavramsal bir ayrım yapmak gerekir: “okulda saldırı” ile “okula saldırı” aynı şey değildir. İlki, okul mekânında gerçekleşen bireysel husumet suçlarını anlatır; ikincisi ise okulun kendisini sembolik bir “hedefe” dönüştüren toplumsal nitelikli saldırıları işaret eder. Kahramanmaraş’taki saldırı ikinci kategoriye girmektedir. Failin öldürdüğü çocuklarla ya da öğretmenle önceden bilinen özel bir husumeti yoktur. Bu da eylemin belirli kişilerden ziyade kuruma yöneldiğini düşündürmektedir.

Benzerine ABD’de rastladığımız bu türden bir saldırı toplumsal kurumlar ile bireyler arasındaki bir “çatışma”nın en bariz ve “sert” halini temsil eder. Okul çağındaki bir çocuğun kendi okuluna yönelik gerçekleştirdiği saldırı failin, ailesinin ve okulun ötesinde düşünmemiz gereken bir “toplumsal alana” dikkatimizi çekmelidir.   

Failin saldırı öncesinde kaleme aldığı metinler bireysel bir öfkeden daha geniş bir “toplumsal hesaplaşma” izi taşıyor. Bu nedenle meseleyi yalnızca çocuğun ruh sağlığına ya da aile içi dinamiklere indirgemek yeterince açıklayıcı görünmemektedir. Bireysel psikoloji değişkeni hafife alınamaz ancak 14 yaşındaki bir çocuğun içinde şekillendiği psikolojinin toplumsal zemini konuşmaksızın tartışılmamalıdır. Asıl dikkat kesilmemiz gereken yer, böyle bir eylemi mümkün ve muhtemel kılan toplumsal iklimdir.

Bu yazının amacı, polisiye bir hüküm vermek ya da ahlaki bir mahkeme kurmaktan ziyade, böylesi elim bir olayın hangi “kök sebepler”den beslendiğini tartışma ve anlama çabasıdır. Yazı, olayların “suç failleri” değil, görünmeyen failleri üzerinde düşünmeye davet olarak da okunabilir. 

Olayların üzerinden geçen zaman, konunun konuşulması gereken taraflarının göz ardı edilmesine neden olmamalıdır. Zira ilk defa olan “okula saldırı” türünden bu tip eylemlerin bundan sonra da görülme ihtimali bulunmaktadır.

Çocuk Fail mi, Önce Mağdur mu?

Bir çocuğun işlediği cinayeti yalnızca bireysel psikoloji üzerinden okumak, “kolaycılık” gibi görünmektedir. Çünkü burada tartıştığımız şey “bozulmuş” bir yetişkin psikolojisi değil, henüz “tekâmül” sürecindeki bir çocuk kişiliğidir. Kişilik, mizaç ve karakterin sosyal ortamda oluşmuş halidir. Suçu sadece fail çocuğun ruhsal durumuna indirgemek ve hadiseyi “psiko-kriminalize etmek”,- hukuki olmasa da - toplumsal sorumluluğu görünmez kılan kolaycı bir içe kapanmadır.

Elbette failin psikolojisi ve ruhsal dünyası eylemi anlamak için önemlidir; ancak çocuğu bu eşiğe getiren toplumsal boşluk, ailevi çözülme, eğitim unsurları ve şiddet kültürü daha merkezi bir yere sahiptir. Okul saldırıları üzerine yapılan çalışmalar, saldırgan çocukların tek tip bir profile sahip olmadığına işaret etmektedir. Bu nedenle sadece failin kişisel geçmişinden hareket eden analizler çoğu zaman sınırlı bir açıklayıcılığa sahiptir. Çocuk suçluluğunda “fail” ile “mağdur”un aynı bedende birleşmesi, üzerinde özellikle durulması gereken bir olgudur. 

Bu çocukların önemli bir kısmı, şiddet faili olmadan önce şiddet “mağduru”dur. Evde, okulda, dijital ortamda ya da akran ilişkilerinde maruz kaldıkları görünür ve görünmez farklı tür ve dozda baskılar, suça giden yolun ilk taşlarını döşer. Bu yüzden failden önce mağduriyetin üretildiği yapıya bakmalıyız.

Kaldı ki Kahramanmaraş’ta yaşanan olayda “katil” aynı zamanda “maktul” görünmektedir. Okula saldıran ve 11 kişinin ölümüne neden olan fail, olayın sonunda hayatını kaybetmiştir. Olaydan iki gün sonra yayınlanan adli tıp raporu İsa Aras Mersinli’nin bacağının arkasına aldığı bir bıçak darbesi ile öldüğünü açıklamaktadır.

Şiddet artık “istisnai” bir hâl değil, gündelik hayatın olağan bir parçası haline gelmiş durumda. Sokakta, evde, okulda, medyada ve dijital platformlarda sürekli yeniden üretilen bu kültür, çocukların şiddete dair “zihinsel eşiğini” aşağı çekiyor. Aile başta olmak üzere toplum ise........

© Fikir Coğrafyası