Akışkan Modernlikte Ahlaki Çözülme - III
Politikanın Krizi ve Bir Duyarlılık Dili Arayışı
Modern zamanlarda demokrasi, demokratik kurumlar, demokratik idealler yüceltilmiş ve bunlar insanlığın ulaştığı bir medeniyet zirvesi olarak sunulmuştur. Halbuki demokrasi kavramı da farklı zaman ve farklı toplumlar için birbirinden çok farklı görünümleri olan bir kavramdır. Ve birçok zaafı da içinde barındırır. Özellikle halkın çoğunluğunun iradesinin tecelli edeceği ya da ettiği iddiası; bu iddianın yüksek ve sürekli biçimde propaganda edilmesi bir gerçeklik hissi yaratır. Ancak çoğu zaman büyük sermaye çevrelerinin çıkarları, hatta bazı büyük sermaye sahiplerinin kişisel çıkarları sanki toplumun tümünün çıkarlarıymış gibi sunulur. Propaganda yöntem ve araçlarının çeşitliliğine, gücüne bakılınca bunun kalabalıkları ayartmaması düşünülemez. Bu da yine sanıldığı gibi az gelişmiş ya da gelişmekte olan toplumların demokrasi tecrübesi değildir.
“Klasik siyaset her zaman özel sorunları kamusal meselelere dönüştürme gücünün yanı sıra kamusal sorunları özümseyip bunları özel hatta varoluşsal sorunlara dönüştürme gücüyle ilişkilendirilmiştir… Post modern siyasi yaşamımız içinde kamusal sorunlar olarak gördüğümüz şeyler genelde şahsiyetlerin özel sorunlarıdır.” (sf.62) der.
“Klasik siyaset her zaman özel sorunları kamusal meselelere dönüştürme gücünün yanı sıra kamusal sorunları özümseyip bunları özel hatta varoluşsal sorunlara dönüştürme gücüyle ilişkilendirilmiştir… Post modern siyasi yaşamımız içinde kamusal sorunlar olarak gördüğümüz şeyler genelde şahsiyetlerin özel sorunlarıdır.” (sf.62) der.
Bu tespite bizim demokrasi tecrübemizden sayısız örnek getirebiliriz. Hatta bu sözlerin sahibi bilinmese bu tespitin Türk toplumuna özgü olduğu rahatlıkla iddia olunabilir. Ancak bu tespit batılı bir entelektüel tarafından Batı toplumunun politik tecrübesine yönelik yapılmıştır. Bu da bize bu durumun modern toplumların........
