menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

6 alfabe, 1 coğrafya, 2 bayram

34 0
23.03.2026

Sınırların geçirgenleştiği iki bayram daha yaşadık: Şeker Bayramı ve Newroz.

Dünyada çok az coğrafya, bu kadar dar alanda bir o kadar farklı “dünya tasavvurlarına” ev sahipliği yapıyor. Farkında mıyız?

En çok kara komşusu olan ülkeler karşılaştırmasında sekiz ülke ile Türkiye ön sıralarda yer almakta. Ama bu istatistiği anlamlı ve farklı kılan özellik aynı zamanda sekiz komşu ülkemiz, bizi de katarsak 9 farklı ülkede toplam 6 farklı alfabe kullanılması.

Türkiye sınırları farklı alfabelerle çizilmiş nadir ülkelerden birisi. Haritaya baktığımızda gördüğümüz şey siyasi sınırların ötesinde; komşu halkların düşünceyi kayıt altına alma biçimlerinin, yani alfabelerin adeta birbirine fısıldadığı fay hatları oluşu değil mi?

Bu çeşitlilik, Türkiye’yi sadece bir “geçiş yolu” değil, bir anlam eşiği kılıyor.

Siyaset, çoğu zaman kelimelerden önce harfleri seçerek başlar. Çünkü kullandığınız alfabe, sadece kağıt üzerindeki bir şekil değil; kiminle dertleşeceğinizi, kiminle suskun kalacağınızı ve hangi tarihsel mirasa yaslanacağınızı tayin eden bir “kimlik mührü” değil midir?

Altı alfabeli bir kavşakta yaşıyoruz hasılı…

Komşu sayısının bir “jeopolitik yoğunluk” göstergesi mi yoksa kader mi olacağını belirleyen nedir peki? Asıl belirleyici olan, bu sınırların duvar mı yoksa köprü mü olduğudur. Bir bedeni izler misali bu coğrafyaya baktığımızda karşımıza devasa bir “kültürel metabolizma” çıkıyor.

Türkiye, harflerin birbiriyle konuştuğu, inançların ve hatıraların birbirine değerek çoğaldığı muazzam bir coğrafya. Burada yaşamak, sadece bir toprak parçasında bulunmak değil; bu alfabe cümbüşünün tam ortasında, farklı dünyaları birbirine tercüme etme sorumluluğunu taşımak değil midir aynı zamanda?

Komşuluk, yalnızca sınırdaş olmak değildir. Harfler birbirine komşudur; inançlar, imparatorluklar ve hatıralar birbirine değerek çoğalır ya da çatışır. Latin, Kiril, Arap, Yunan, Gürcü, Ermeni alfabeleri bizim zenginliğimiz mi yoksa fay hatlarımız mı olacak peki? Her biri bir dünya tasavvurunun sessiz taşıyıcısı oysa. Sınır çizgileri, aynı zamanda anlam çizgileridir.

Aynı güneşin altında farklı takvimlerle uyanan bu kadim coğrafyada; Newroz’un ateşi ile Bayram’ın şekeri, alfabelerin o sessiz kıvrımlarında ortak bir ‘esenlik’ cümlesini bir zaruret olarak uslarımıza düşürüyor şu savaş ortamında: Ama eksik ama fazla.

Coğrafyanın, doğal olarak sınırların ve siyasetin insanın biyolojik varlığı üzerindeki etkisi derindir. Ve işte burada metabolik yurttaşlık karşımıza çıkıyor: Bireyin sağlığı ve aidiyeti, yalnızca genetikle değil; soluduğu politikayla, temas ettiği alfabelerle ve geçtiği sınırlarla biçimlenir. İşte bu yüzden Türkiye’de yaşamak, dünyanın pek çok yerinden daha belirgin olarak farklı dünyaları bir arada metabolize etmek, onları bedeninde ve bilincinde taşımak demektir.

Altı alfabeli bu kavşakta, Newroz’un ateşiyle Bayram’ın şekeri aynı güneş altında buluşurken, bedenimiz ve ruhumuz da soluduğu politikayla, geçtiği sınırlarla ve temas ettiği harflerle şekillenen yaşayan bir metabolik yurttaş olarak bu kadim coğrafyanın sessiz izlerini taşır. Unutmayalım…

Haritalar kimi zaman cetvelle çizilse de bizler aslında alfabeden sınırların içinde yaşıyoruz; ve bu sınırları birer duvara değil, birbirine fısıldayan köprülere dönüştürmek bizim metabolik sorumluluğumuz aynı zamanda.


© Evrensel