Üçüncü yaşında “Radikal kent hakkı”
Bu yazıyla birlikte “radikal kent hakkı” üçüncü yaşına girmiş oldu.
İlk yazıda “Başlangıç: Radikal kent hakkında doğru” demiştim. Ve kent hakkını nereden okuduğumu ve neden başına bir de “radikal” ifadesi ekleme gereği hissettiğimi yazmıştım. Kısaca hatırlatmak isterim.
Latince “kök” anlamına gelen “radix” sözcüğünden türeyen “radikal”; “kesin, köklü, kökten” anlamına geliyor. Ben de kent hakkını radikal bir yerden, kök soruna inerek, diğer bir deyişle hakkı bağlayan sistem üzerinden ve bu bağı sistem ötesine taşıyacak devrimci dönüşümcü kurucu bir pratik inşası gayesiyle ele almayı deniyorum.
Radikal kent hakkını kök sorunları mesele eden bir paradigmayı ortaya koyan kolektif bir hak olarak açmaya çalışıyorum; yani kentsel mekândaki güç ilişkilerini yeniden yapılandırmayı hedefleyen, mekânın denetimini sermaye ve iktidardan alan, mülkiyet ilişkileri mesele eden, işgal eden, komünleştiren, çelişki-çatışma ve farklılıklar ile yüzleşebilen, farklı olma hakkını koruyan bir haykırış ve bir politik dönüşüm tahayyülü olarak…
Bu çerçevede kent hakkının; işçi, emekçi, kadın+, LGBTİ+, hayvan, ekosistem, kısacası tüm canlı yaşamı ilgilendiren toplumsal bir anlamı var. Ve her geçen gün hepimizin yaşamını çok daha derinden etkiliyor.
Kapitalist kentleşmenin yarattığı bu kaosun içinde, düşünsel tahayyüle zemin yaratmak da iyice önem kazanıyor. Tam da bu noktada, sağlıklı, adil, eşit bir yaşamı arzu edenler tarafından bir kentleşme politikası inşası daha da elzem oluyor.
Zira kent hakkı sermaye birikimi lehine hizmet eden bir kentleşmeye karşı mülkiyetten bağımsız, işgal-kendine mal ederek, kentin kullanım değeri odaklı dönüşümüyle birlikte bireylerin kendilerini dönüştürme haklarını da içeren ortak ve çok katmanlı bir hak. Bu hak Birleşmiş Milletler vb. yönlendirdiği gibi kapitalizmin bekasına yarayan bir boş gösterene dönüşen reformcu bir programı işaret etmiyor.
Türkiye bağlamında, başta 6306 Sayılı Kentsel Dönüşüm Yasasına olduğu gibi, çeşitli kanun/yönetmeliklere müdahaleler, kentsel yaşam koşullarını emekçiler aleyhine dönüştürüyor. Sermaye birikimi lehine metalaşan yaşamı ve sistemin biyopolitik işleyişini daha geniş perspektiften tartışmaya ihtiyacımız artıyor.
Bu nedenle yazılara doğup büyüdüğüm şehir İstanbul başta olmak üzere, yıllarca görev yaptığım Kocaeli, Gölcük, ya da çeşitli vesilelerle kesiştiğim Dersim, Ayvalık, Kars, Hopa, Antakya, Samandağ, Diyarbakır, Paris… konuk oldu. Buralardaki kentsel-toplumsal mücadelelere alan açmaya gayret ettim.
İkinci yıla giren yazı sırasında, Bağlar Belediyesi’nin düzenlediği “Bağlar’ı yeniden düşünmek: Afet, kentsel dönüşüm ve göç perspektifinden eski Bağlar’ın geleceği” çalıştayına katılmak üzere Diyarbakır Suriçi’ndeydim. “Birinci yılında: Radikal kent hakkı” başlıklı bu yazıda Suriçi’nin yıkım sonrası yeniden inşa ve onarım süreçlerine dair güncel durumunu aktarırken sözü 6 Şubat depremlerinin yıkımına bağlamıştım.
Zira Antakya’da denk düştüğüm bir halk katılım toplantısında “Sur’u çok güzel yaptık, Antakya’yı da öyle yapacağız ve artık Toledo bizden öğrenecek” diyen yetkililerin sözleri iktidar ve sermayenin kentleşme pratiğinin sürekliliğini işaret ediyordu.
Suriçi’nde, Dağkapı Meydanı’nda, barış ve demokratik topluma davet yapılan açıklamayı dinlerken de kentlerin savaş, deprem gibi nedenlerle yıkıldıktan sonraki inşa süreçlerindeki benzerlikleri, bunlardan sorumlu aktörleri, yerlerinden olanları, yaşam alanlarına geri dönmek isteyenleri, adalet ve onarıcı süreçlere katkı vermek isteyen teknokratlar, bürokratlar ve nihayetinde güçlerin karşı karşıya gelme hallerini düşündüğümü yazdım.
Kentsel hareketlerin patriyarka, türcülük, etnisite, ekosistem ile kesiştiği anlar oldu. Kapitalist kentleşmenin bu kurucu dinamiklerinin kesiştiği anların, başka bir kentleşmeyi düşünmek için de yarattığı zeminin kuvvetine vurgu yapmaya çalıştım. Hak talebine dayalı mücadelelere, hak yaratımı açılımı gelince enerjinin arttığına da tanık oldum.
Üçüncü yıla giren yazı ise, kişisel tarihimde yine ilginç bir zamana denk düştü.
11 Ocak 2026’da, 2016 yılında kamuoyuyla paylaşılan ve barış talep eden metnin 10. Yıldönümü hakkında yazmıştım. Benim de imzacısı olduğum ve bu gerekçeyle 1 Eylül 2016’dan bu yana çalıştığım üniversiteden atıldığım süreç bölge idare mahkemesi aşamasında lehime döndü. Ve 20 Şubat’ta işe iade edildiğimi öğrendim. Dava diğer imzacı akademisyenlerin dosyaları gibi sürüyor olsa da şu aşamada işe başlamam gerekiyor.
Bu haberi “Sınır Tanımayan Mimarlar İngiltere (Architecture Sans Frontières UK)” ekibinin İstanbul Politikalar Merkezi’nde düzenlediği “Topluluk temelli planlama: Nasıl? Neden? Nereye?” atölyesi sırasında aldım. Atölye, Türkiye’deki toplum temelli planlama pratiklerini tartışmak, deneyimleri paylaşmak, yeni bağlar kurmak ve birlikte düşünmek üzere aktivistleri, şehir plancıları ve sivil toplum temsilcilerini bir araya getirmişti.
Çalışma, deprem sonrası yeniden inşanın türlü olumsuz etkilerini yaşayan ve yaşamı kurmak üzere söz sahibi olmayı arzu eden Samandağ’da devam edecek. Ve Hatay Deprem Dayanışması ve Samandağ Belediyesi ile birlikte yapılacak olan “Tasarımla Değişim (Change by Design) Samandağ” çalıştayına yön verecek.
6 Şubat depremlerinin yıldönümünde kaleme aldığım yazıda haberini verdiğim İstanbul Halkevi tarafından düzenlenen ve üç hafta süren atölyelerin video kayıtlarının YouTube hesabından paylaşıldığı duyurusunu da yapayım.
“Kent hakkı mücadelesi: Mekân, yaşam ve dayanışma atölyeleri” atölyelerine, Ayça Yakupoğlu, Ceyhan Çılğın, Cihan Uzunçarşılı Baysal, Fuat Yücel Filizler, Pelin Pınar Giritlioğlu ve T. Gül Köksal katkı verdi. Genel çerçevede 8 Şubat; kent hakkının inşası, 15 Şubat; barınma ve hukuki süreç, 22 Şubat; yıkım-yeniden inşa, 21. yüzyılda kentleşme ele alındı.
Son sözlere gelirken, üçüncü yaşın şiarı şöyle olsun; kentsel mekânı demokratikleştirmeye yönelik her türlü eylem sistemsel ilişkileri dönüştürmek için de bir imkândır. Bu nedenle başka bir dünyayı hayal etmek, başka bir mekânı tahayyül etmekten de geçer…
Bakalım gelecek yıl nerede, nasıl olacağız… Her ne olursa olsun, gündelik yaşamı örgütleyen bir kent hakkı inşası daim olsun…
