menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Cizre, Gazze, Basra veya Venezuela

62 8
04.01.2026

11 Ocak yaklaşıyor. Barış isteyen ve gördüklerine duyduklarına katlanamayan akademisyenlerin bir ağızdan, “Bu suça ortak olmayacağız!” demelerinin 10. yıl dönümü yaklaşırken, o günleri düşünmek ve konuşmak büyük önem taşıyor. Taşıyor çünkü barış çok önemli.

Barış isteyen akademisyenlerin imzaladıkları metin bir barış çağrısıydı. Barış çağrısının bir öbek insanın, oldukça cılız bir talebi olduğu söylendi. Barışı yüksek sesle dile getirenler, sanki bir suç işlemiş gibi soruşturmalara uğratılarak topluma korku dayatıldı. Barışı isteyenlerin susturulması gerektiğini söyleyenler, barışın kitlelerin talebi olduğunu yadsıyanlar, tepeden barışma sözleri edilmeye başlayınca hemen tutum değiştirdiler. Orkestra şefini çok iyi tanıdıkları için artık barış ister oldular.

7 Haziran 2015 seçimleri ardından barış isteyen kitlelerin sesinin duyulmadığı, yani duyurulmadığı ortadaydı. Tam da bu nedenle, Barış Akademisyenlerinin bildirisi hem çok ses getirdi, hem de en tepeden yönetilen bir linç girişimiyle karşı karşıya kaldı. Bu linç sürecini aktarmak, Barış Akademisyenleri sayıca çok olduğu ve giderek farklılaştırılan yöntemlerle eziyete uğratıldıkları için kolay değil. Bu nedenle benzer bir linç sürecini, Öğretmen Ayşe Çelik’e yönelik saldırıları anımsamakta yarar var.

“Bu suça ortak olmayacağız!” bildirisinden hemen önce, 8 Ocak 2016’da Beyaz Show’a Diyarbakır’dan telefonla canlı olarak katılan Ayşe Çelik, “Ülkenin doğusunda yaşananların farkında mısınız? Burada yaşananlar medyada çok farklı aktarılıyor. Sessiz kalmayın. İnsan olarak biraz daha........

© Evrensel