Onlar zenginleşirken biz geleceğimizi kaybediyoruz
Enerji, sanayi ve maden şirketlerinin talan ve tahribatına karşı bugüne kadar pek çok direniş ve mücadeleler oldu. Köylüler, özel olarak tarım ve yaşam alanlarını, genel olarak da havasını suyunu, toprağını korumak üzere giriştikleri bu direniş ve mücadelelerde defalarca şirket elemanları, kamu görevlileri, asker ve polisle karşı karşıya geldiler. Hepsi de anı cümleyi kurdular “Biz görevimizi yapıyoruz.” İş makinesi ile köyün tarlasına, bağına, bahçesine, merasına ormana girmeye çalışan şirket elemanı da “Biz görevimizi yapıyoruz” dedi. ÇED toplantısı, sayım ve değer tespiti gibi görevler yapan kamu görevlisi de “Biz görevimizi yapıyoruz” dedi. Tarım ve yaşam alalarını korurken önlerine kalkanlarla dikilen asker ve polis de “Biz görevimizi yapıyoruz” dediler ve ardından da, “Görevini yapan memura direnmeyin” dediler.
Muğla Milas’ta başta İkizköylüler olmak üzere 6 köyün insanı 7 yıldır bu sözleri duyarak, tarım ve yaşam alanlarını korumak üzere direniyorlar. Köylülerin bunca zorluk, gece gündüz nöbetleri, azar, kötek, biber gazı, gözaltı ve en sonunda (Esra Işık) tutuklama ve (Reşit Kibar ve Büyüknohutçu ailesi) cinayetlerine varana kadar yaşadıkları bu zorluklara karşı mücadele ise bir görev mecburiyeti değil can havliyle atıldıkları bir mücadeledir. Çünkü deredeki su, ormandaki ağaç, bahçedeki zeytin, tarladaki tahıl onların varlık sebebi ve çocuklarının da geleceğidir.
O nedenle de 6 köyde 679 parselde verilen acele kamulaştırma kararıyla zeytinlik alanlarının hatta evlerinin bile kamulaştırılıp kömürden elektrik üreten YK Enerji’ye (Yeniköy ve Kemerköy Termik Santrallerine) verilmesine direniyorlar.
YK Enerji, Limak ve İC İçtaş’ın yarı yarıya ortak olduğu bir şirket ve bu iki holding inşaattan, enerjiye pek çok devlet ihalesi alan AKP iktidarı gözdesi sermaye gruplarıdır. YK Enerji biri 1987 diğeri 1995 yılandan bu yana çalışan Yeniköy ve Kemerköy Termik Santrallerini 2014 yılında yapılan özelleştirme sonrası satın aldı. Kendi sitesindeki sunuma bakarsanız ülke enerji üretiminin yüzde 2’sini karşılamak için iki termik santralde yıllık 8 milyon ton kömür tüketiyor. Başta YK Enerji olmak üzere tüm enerji, maden ve inşaat şirketleri, en önemli sorunları ulaşmak istedikleri maden rezervleri ve kullandıkları rezervler yetmedikçe, talan edecek yeni sahalar arıyorlar.
Sorun da burada başlıyor. Çünkü bunca yılın sonunda tüketilen rezervlerden sonra, Akbelen’de 35 milyon ton ve Karacahisar kömür sahasında ise yaklaşık 90 milyon ton rezerv olduğu ve bu rezervin 15 yıl yetebileceği de belirtiliyor. Kalan bu rezervleri kullanabilmek için ya Zeytincilik Kanunu’nun değiştirilmesi ya da Maden Yasası’nda yapılacak değişiklikle kanunun işlevsiz hale getirilmesi gerekiyordu. Böylece zeytinlik alanlar başta olmak üzere tarım ve ormanlık alanlar maden şirketlerinin talanına açılabilirdi. Önce geçtiğimiz yıl madenciliğe kamu yararı statüsü verildi. Sonrada kamu yararı gerekçesiyle 6 köyde zeytinlik alanlar ve evlerin de içinde olduğu 679 parselde acele kamulaştırma kararı verildi. Maden şirketlerinin eline kârlarına kâr katmak için, yöre halkının itirazları ve direnişlerini etkisiz hale getirecek kullanışlı bir kalkan Saray rejimi eliyle verilmiş oldu. Bütün itiraz ve eylemlere rağmen çıkarılan “maden yasasının” verdiği yetkiyle, maden şirketleri lehine oluşan etkiyi, Milas’ta İkizköy üzerinden görmüş olduk.
Enerji şirketlerine maden sahası açmak için sağlanan bu kolaylıklar da yetmiyor. Ürettiği elektriğe alım garantisi verilirken birde elektrik arz güvenliğini sağlamak adına kapasite mekanizması adı altında nakdi ödeme yapılıyor.
Yerli kömür santrallerine 2045 yılına kadar alım garantisi verildi. 2030 yılına kadar da yerli kömür santrallerinde üretilen 1 MWh (1000 kWh) elektrik 75 dolardan alınacak. Bağımsız araştırmacılar bu rakamın yerli kömürden elektrik satış fiyatı olan 67 dolardan yüzde 12 daha fazla olduğunu belirtiyorlar.
Gitmediğimiz yol, geçmediğimiz köprü, uçmadığımız havaalanı ve yatmadığımız hastaneler için ödenen taahhütlere ek olarak birde kapasite mekanizması adı altında kullanmadığımız elektriğin parasını ödüyoruz. AKP iktidarı 2018 yılında çıkardığı “Elektrik Piyasası Kapasite Mekanizması Yönetmeliği” ile enerji şirketlerine kullanmadığımız elektriğin parasını ödemeye başladı. Türkiye Elektrik İletim Anonim Şirketi (TEİAŞ) verilerine göre bu kapsamda 2024 yılında 25’i kömür, 18’i doğal gaz olmak üzere 43 enerji şirketine ödenen toplam 13 milyar lira ödedi. Aynı yıl YK Enerji kapasite mekanizması kapsamında 746 milyon lira aldı.
İşçi yerli, kömür yerli yani maliyeti etkileyen tüm faktörler yerli ama YK Enerji başta olmak üzere kömürlü termik santrallerde üretilen elektrik dolar üzerinden ülkeye satılıyor. Dolar arttıkça ödediğimiz para da artıyor. Yerli ve milli AKP, işçi emekçi halktan topladığı vergilerle oluşan ülke gelirlerini taahhütle ticaret yaptırdığı inşaat, enerji ve maden tekellerinin kasalarına balya balya dolar olarak aktarıyor. Enerji şirketleri kasalarını doldururken biz suyumuzu, toprağımızı, tarım alanlarımızı, ormanlarımızı hatta evlerimizi kaybetmekle kalmıyoruz. Yaşadığımız alanlardan acele kamulaştırma ile kovularak hem geçmişimizi hem de geleceğimizi kaybediyoruz. Enerji şirketlerine kıyak, köylüye ve halka dayak düzeninde sermayesi, iktidarı herkes üstlendiği görevi fazlasıyla yerine getiriyor. Bizler?..
