menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Yapısal dönüşüm üzerine notlar – 2: NATO zirvesi ve ‘savunma’ sanayisinin yükselişi

6 0
previous day

İkinci Dünya Savaşı sonrası kapitalist dünyada ortaya çıkan ekonomik düzen, ABD merkezli sermayenin egemenliği altında şekillenmiş ve Bretton Woods sisteminin IMF ve Dünya Bankası gibi kurumları aracılığıyla düzenlenmişti. Bu kurumlar, uluslararası ticareti teşvik etmek, sermaye akışlarını düzenlemek ve kur istikrarını sağlamak gibi işlevlere yönelik olarak tasarlanmışlardı. Kısa bir süre sonra kurulan NATO ise kapitalist dünyanın askeri ve politik güvenliğini sağlayacak ve güçlendirecek bir yapı olarak işlev görecekti. 1947’de ilan edilen Truman Doktrini kapsamında Sovyetler Birliği’nin etki alanına girebilecek yerlerde antikomünist yönetimlerin desteklenmesi öngörülmekteydi. Bugün bazılarının NATO 1.0 olarak adlandırdığı dönemde öncelik, Sovyetler Birliği’ni çevrelemek ve sosyalizm yanlısı hareketleri bastırmaktı. Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla 1990’larda başlayan NATO 2.0 döneminde Avrupa ülkeleri savunma harcamalarını azaltırken ordularını küçültme ve daha ziyade ABD’nin askeri kapasitesine yaslanma yoluna gittiler.

Şimdi bu dönemin de sona erdiği ve Ankara’da düzenlenen zirveyle birlikte kimi yorumcuların NATO 3.0 olarak adlandırdığı yeni bir dönemin başladığı söyleniyor. Yeni dönemin ayırt edici özelliklerinin başında Avrupa’nın hızla savaş ekonomisine geçmesi ve “savunma” sanayisini büyütmeye girişmesi yer alıyor. Bunun arkasındaki temel neden ise ABD’nin stratejik önceliklerini değiştirerek ağırlığını Çin’le rekabet bağlamında Pasifik’e doğru kaydırması. Nitekim, zirvenin hemen öncesinde The Economist’te Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ile NATO Genel Sekreteri Mark Rutte’nin imzaları ile yayımlanan makale, Avrupa’nın savaş ekonomisine yönelik üretim kapasitesini ölçek, hız ve maliyet açısından yeniden örgütlemesi gerektiği fikrini öne çıkarıyordu. Bu bağlamda sadece “savunma” sanayisinde faaliyet gösteren şirketlerin değil, elektronik ve otomotiv gibi sektörlerin de “savunma” üretimine eklemlenmesi ve fabrikaların gerektiğinde mühimmattan elektronik sistemlere, drone bileşenlerinden askeri ekipmana bir dizi alanda üretim yapabilmesi gerektiği vurgulanıyor.

Makalenin Türkiye’de öne çıkarılan ifadelerinden birisi “Kaliforniya’dan Kiev’e, Kopenhag’tan Varşova’ya, Oslo’dan Ankara’ya” uzanan bir güvenlik hattının tarif edilmesi ve Türkiye’nin Avrupa’nın yeni “savunma” üretim zincirinin bir parçası olarak gösterilmesi oldu.........

© Evrensel