menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

İspanya, Fransa’ya oynayacağı bir maç bırakmadı

52 0
15.07.2026

Yarı final boyunca Fransa’nın bütün büyük hücumcuları sahadaydı. Kylian Mbappé, Ousmane Dembélé, Michael Olise ve Bradley Barcola aynı anda oynadı. Daha sonra Désiré Doué ile Rayan Cherki de oyuna girdi. Fakat maç bir türlü onlara uğramadı. Topu aldıklarında yüzleri kendi kalelerine dönük, çevreleri sarılmış, takım arkadaşları uzaktaydı. Fransa’nın gücü kadro kâğıdında duruyor, sahadaki oyun başka bir yerde kuruluyordu.

İspanya, turnuvanın en çok gol atan takımını kendi oyununa yabancılaştırdı. Fransa’nın hızlanmasına izin vermedi, hücumcularının karşı karşıya kalabileceği geniş alanları kapattı, top kaybettikten sonra paniğe kapılmadı. Yarı finali büyük oyuncuların bireysel becerilerini yarıştırdığı bir karşılaşmadan çıkarıp doğru yerde duranların kazandığı bir oyuna çevirdi. Fransa’nın elindeki isimlere bakıldığında böyle bir maçın ona uygun olması beklenirdi. Oysa İspanya, rakibini güçlü olduğu şartlarda karşılamayı reddetti.

Fransa’nın beklediği maç hiç oynanmadı

Fransa’nın turnuva boyunca en etkili olduğu anlar, topu kazandıktan sonraki birkaç saniyede geldi. Mbappé’nin koşuları, Dembélé’nin yön değiştirmeleri ve Olise’nin doğru pasları, rakip savunmalar yerleşmeden sonuç üretiyordu. İspanya bu tehlikeyi kendi ceza sahasının önünde önlemeye çalışmadı. Önlemini çok daha erken aldı. Hücuma çıkarken arkada bıraktığı oyuncu sayısını, orta sahadaki mesafeleri ve pasların hızını sürekli denetledi.

Topa sahip olmak bu kez estetik bir tercih sayılmazdı. İspanya, topu ayağında tutarak Fransa’nın en iyi yaptığı şeyi elinden aldı. Rodri ile Fabián Ruiz’in pasları oyunu ağırlaştırırken Fransız hücumcular beklemeye zorlandı. Dani Olmo orta sahaya yaklaştığında İspanya fazladan bir pas seçeneği buldu. Fransa’nın ön taraftaki baskısı kırılınca Tchouaméni ile Rabiot geniş bir alanı iki kişi savunmak zorunda kaldı. İlk baskı hattıyla orta saha arasındaki bağ koptuğunda, İspanya için topu ileri taşımak güç olmaktan çıktı.

Oyarzabal’ın penaltısı karşılaşmanın yönünü değiştirdi ama İspanya’nın üstünlüğü o pozisyonla ortaya çıkmadı. İlk yirmi dakikada hangi takımın oyunun hızını belirlediği zaten görülmüştü. Gol, İspanya’ya planını daha rahat uygulama imkânı verdi. Bundan sonra geri çekilip Fransa’yı beklemedi; topun yerini ve maçın temposunu yönetmeye devam etti. Fransa’nın geriye düştükten sonra kurabileceği baskı, İspanya’nın pasları arasında eridi.

Bu nokta önemliydi çünkü Fransa turnuvada ilk kez bu kadar hiç arzu etmediği bir senaryonun içine düşmüştü. Önceki maçlarda skoru bulmuş, rakiplerini üzerine çekmiş ve açılan alanlardan yararlanmıştı. Dallas’ta ise geriden gelmesi gerekiyordu. Hücumcuların sayısı fazlaydı fakat takımın geriye düştüğünde nasıl oynayacağı yeterince belirgin değildi. Fransa acele etmeye başladı; İspanya ise telaşla hız arasındaki farkı biliyordu.

İspanya aynı takım olarak kalırken oyununu değiştirdi

Luis de la Fuente’nin takımı iki yıl önceki Avrupa Şampiyonası’nda kanatlarının süratiyle öne çıkmıştı. Lamine Yamal ve Nico Williams, İspanya’nın yıllarca merkezde biriktirdiği pas oyununa genişlik ve doğrudanlık eklemişti. Bu Dünya Kupası’nda şartlar değişti. Sakatlıklar kanatlardaki seçenekleri azalttı, Nico Williams eleme turlarında uzun süre ilk on birden uzak kaldı. İspanya da eski görüntüsünü zorla korumaya çalışmadı.

Turnuvanın başında Yeşil Burun Adaları ile golsüz berabere kalan takım, hücumda ağır ve kararsız görünüyordu. Bu sonuç büyük bir paniğe yol açabilirdi. İspanya bunun yerine maçlar ilerledikçe elindeki kadroya uygun başka bir yol buldu. Rakip kaleye her hücumda........

© Evrensel