Ya siyaset ve şiddet…
Maalesef mesele sadece şiddet değil. Çünkü şiddet hiçbir zaman bu topluma yabancı olmadı. Bugün için mesele şiddetin daha önce hiç olmadığı ölçüde gündelik hayatın eril lümpen bir dili haline gelmiş olması. Artık şiddet yalnızca bir “sonuç” değil, iletişim kurmanın, kendini ifade etmenin, hatta var olmanın formlarından biri olmuş durumda. Okuldaki saldırganlık, hastanedeki öfke, trafikteki gerginlik, evlerdeki gerilim, sokakta rastgele kabaran linç eğilimleri… Bunların her biri aynı dilin farklı ağızları.
Bu dili mümkün kılan şey nedir? Kanımca burada belirleyici olan, gücün sınırsızca ve haksızca kullanılabilmesinin artık hem mümkün hem meşru hem de iş görür hale gelmiş olmasıdır. Bugün Türkiye’de yaşanan da bugünün şiddetini ayırt eden özgün yan da tam burasıdır. Gücün haksız kullanımının açıkça bir siyaset haline getirildiği, haksızlığın insanların gözlerinin içine baka baka yapıldığı, atı alanların Üsküdar’ı geçtiği, meşeler palamutlar turplarla güçlü olanın haklı çıkarılmaya çalışıldığı bir ortam meşrudur, istenirdir, sorun çözer. Unutulmamalıdır ki siyasal alanda gücün kullanım biçimi, yalnızca siyasetin sınırları içinde kalmaz, topluma sızar, gündelik ilişkilere nüfuz eder. Eğer siyasal düzeyde güç, sınır tanımaksızın, hesap vermeksizin, kuralları esneterek ya da yok sayarak kullanılabiliyorsa, bu durum yalnızca bir yönetim tarzı değil, aynı zamanda bir toplumsal mesajdır. Bu mesaj açık ve nettir: Güçlüysen yapabilirsin. Çünkü şiddet aynı zamanda öğrenilen bir........
