menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Marksizm insan doğasına aykırı mı?

25 0
17.06.2026

“...İnsan özü, tek tek her bireyin doğasında bulunan bir soyutlama değildir. Bu öz aslında toplumsal ilişkiler bütünüdür.”

Şimdiki zamanın hızında savrulan herkes bir ölçüde zamanın ta kendisine yabancılaşır. Kendimizi bildiğimiz andan beri tanıklık ettiğimiz hayatın düzeni sanki hep böyleydi ve hep böyle kalacakmış gibi gelir insana. Alarmla uyanmak, işe gitmek, otobüse binmek, çalışmak, yemek yemek, aç kalmak, alışverişe çıkmak, para, devlet... sanki tüm bunlar hava ya da su gibi bu dünyanın bir parçasıdır.

Kağıt üzerinde farklı toplumsal düzenlerin gerçekliğini bilsek dahi yaşanılan çağın büyüsü içerisinde geçmiş ve gelecek kolayca bükülür: Sanırız ki ‘mutlak’ ve ‘doğal’ olan sadece bugünün kurallarıdır.

Kapitalizm değirmenini döndürmek isteyenler, emek sömürüsünü ‘tek seçenek’ göstermek için işte bu sanrıya yaslanırlar. Ne de olsa kuralsızlığın tek kural, en kurnazın en becerikli sayıldığı bu vahşet düzenini parlatarak satamayacaklarına göre, rıza üretimini ‘alternatifsizlik’ üzerinden kurmak zorundadırlar. Ellerinde insanlığa umut verecek yalan da olsa bir fikir olmadığı için tek yapabilecekleri olası bir değişimin önüne geçerek çürümüş bir devrin bekçiliğini yapmaktır.

Tam da bu yüzden aynı safsatalar sakız yapılıp önümüze koyuluyor: “İnsanın doğasında açgözlülük var, başkası için fedakarlık yapmaz. Ne de olsa insan hep daha fazlasını ister. Hükmetmek, iktidar altında ezilmek bizim hayvani gerçekliğimiz. Serveti paylaşarak komünal bir hayatı savunan Marksistler doğayı hesaba katmıyorlar.”

Peki insan doğası gerçekten böyle bir şey mi? İnsanı hayvandan ayıran ne? İnsan değişmez bir davranış kalıpları modelini mi takip eder; yoksa tüm bunlar değişen çevresel sosyoekonomik evrenin bir yansıması mıdır?

Hepimiz, okul sıralarından başlayarak defalarca bu lafları işittik. Tıpkı “Sosyalizm pratikte güzel ama gerçekte olmaz” hikayesi gibi bilimle uzaktan yakından ilgisi yok. Bu hurafeler, kapitalizmin pazarlamasını yapan kalemlerin elinde kalan aciz bir sığınaktan başka bir şey değil. Kâr hırsından başka hiçbir desturu olmayan bir sisten insanlığın önünde koca bir yok oluştan başka bir şey bırakmamışken, bıçak altına yatmanın tek gerçek olduğunu çocukça gerekçelerle yinelemekten başka sunabilecekleri ne var? İtaate güzel neden bulmaktan başka bu dünyaya verebilecekleri bir şey, söyleyebilecekleri bir söz var mı?

Kapitalist masal tacirleri, bilimden çok performans sanatlarına yakın sayılırlar. Kibirli üslupla söylenen iyi ezberlenmiş birkaç tekerleme onlara söz söyleyebilecekleri bir kürsü veriyor. Böylece sırtlarına geçirdikleri sahte bir alim cübbesiyle sık sık gürültü kopartabiliyorlar. Parazit yaratmalarına izin vermemek için, şu insanın doğasının ne olduğunu yanıtlayarak kağıttan argümanlarını bir nefesimizle yere serelim.

‘İnsan kendini yapar’

‘Komünizm insan doğasına aykırı’ gibi bir zavallı söylemi uzun uzun tartışmak için önce okuyucunun sabrına sığınmak gerekiyor. Yaklaşık 200-300 bin yıllık insanlık tarihinin sadece son 10 bin yılında sınıflı toplumların var olduğunu hatırlamak bile bu tartışmayı sonlandırmaya yeter.

İnsanlık, Gılgamış Destanı’nda Enkidu’nun geldiği ormanla temsil edilen o ‘vahşi’ hayatta yaşarken ne parayı tanıyordu, ne hiyerarşiyi, ne sistematik emek sömürüsünü ne de cinsiyet eşitsizliğini. İlkel komünal toplumların izini süren sayısız arkeolojik ve antropolojik çalışma var. Bugün artık tartışmaya kapalı bir bilimsel gerçek var: ‘Çıplak’ haliyle insan toplum içerisinde yaşayan bir canlı olarak paylaşım ve dayanışma temelli organize oluyordu. Hayatta kalmak ancak iş birliğiyle mümkündü. İnsan denen tür bu gezegende yaşadığı zamanın yaklaşık yüzde 95’lik ezici kısmında ‘sömürü’, ‘hiyerarşi’, ‘devlet’, ‘baba’, ‘para’ ne demek bilmeden yaşadı.

Bugünün geçer akçesi ‘rekabet’ ya da ‘açgözlülük’, tarım toplumuna geçişten beri üretim araçları üzerinde yaşanan kesin değişimle birlikte yeni devrin ‘doğasını’ yarattı. Ne de olsa Arkeolog Gordon Childe’ın dediği gibi: “İnsan kendini yapar”. Doğuştan aktarılan hazır bir özle dünyaya gelmez. Özü üreten içinde yaşadığı toplumsal ve ekonomik koşullardır. Kapitalist........

© Evrensel