Küçük bir adanın ‘tarihin sonu’ndaki hayat kavgası
Sovyetler Birliği 1990’lı yılların başında yıkılırken burjuva-liberal Batı medyasının gözü kulağı Küba’dan gelecek ‘çöküş’ haberlerindeydi. Kimileri beklentileri bir adım öteye taşıyıp ‘Küba rejiminin bugün yarın düşeceğini’ müjdeliyordu: Latin Amerika konusunda geleneksel olarak sağ bir tutuma sahip İspanya’nın El Pais gazetesi 1991’de “Fidel: Devrimin son günleri” ifadelerini manşete çekti. Öyle ya, koskoca Sovyetler çökerken, Moskova’nın desteğini arkasına alan bir ada ülkesi nasıl olur da ayakta kalabilirdi?
Küba Devrimi’nin Lideri ve Dönemin Küba Devlet Başkanı Fidel Castro ise Kremlin’deki son kızıl bayrağın indirildiği tarihten iki yıl kadar önce “Bir gün Sovyetlerin parçalandığı haberiyle uyanabiliriz. Bu koşullarda dahi Küba ve Küba devrimi direnmeye ve mücadele etmeye devam edecek” diyordu.
Yok oluşun eşiğinde: ‘Özel Dönem’
El Pais Dergisi Küba manşeti
Burjuva-liberallerin iştahı boşuna kabarmamıştı: ‘90’larda Küba korkunç günlerden geçti. Sovyet blokunun çöküşünden önce zaten önemli ekonomik sorunlarla boğuşmakta olan Küba için bir kırılma noktası olarak görülen 1990-1999 arasındaki bu zaman dilimi ‘Periodo Especial’ yani ‘Özel Dönem’ olarak adlandırılır.
Küba’da ezelden beri kendi güdümünde bir yönetim kurmayı çeşitli yöntemlerle deneyen ABD, bu yıllarda 1960’tan beri uyguladığı ambargonun kapsamını genişleterek Castro’yu devirmeyi amaçladı. 1992’de kabul edilen Torricelli Yasası ve 1996’daki Helms-Burton Yasası ile ambargoya üçüncü ülkeler de dahil edildi. Küba’yla ticaret yapan farklı ülkelerin şirketleri de ABD tarafından cezalandırılacaktı. Bugün ambargo, daha da şiddetli devam ediyor.
ABD ambargolarıyla birlikte Küba’nın gayrisafi yurt içi hasılası (GSYİH) 1989-1993 arasında yaklaşık yüzde 35 geriledi. Özellikle Sovyetlerden gelen petrolün kesilmesi, pek çok sektörü etkileyen bir felakete neden oluyordu: Günün büyük çoğunluğunda uygulanan elektrik kesintileri, ulaşımın ve tarım makinelerinin durması, temel gıdaya ulaşımda, sağlık ve eğitimde hayati aksaklıklar...
Devrimi korumanın yükü
Küba'dan genel bir görüntü
Castro, bu korkunç tablo karşısında, olası bir savaş ihtimali için hazırladıkları planı devreye sokar. Ulaşımda ‘camello’ yani ‘deve’ adı verilen bir kamyon tarafından çekilen römorklar yaygınlaşırken, bisiklet ve binek hayvan kullanımı, tarımda hayvan gücünün oranı artar.
Kimsenin aç kalmaması için karne sistemine geçilir ve bu da günlük kalori alımını düşürür. Halk sağlığı bu durumdan olumsuz etkilenir. Sanayide ithalata bağlı sektörlerde yaşanan çöküşün ardından artan işsizlik tarımda istihdam edilir.
Açlığın önüne geçmek için kendi kendine yeter bir ‘gıda programına’ geçiş denenir. Kimyasal gübre ve zirai ilaç ithalatının durmasıyla Küba, zorunlu olarak organik tarıma geçer. Hatta ‘Organopónica’ adı verilen son derece yaratıcı ‘kent tarımı’ uygulaması başlar: Şehirlerin boş arazileri binlerce dönüm bostana dönüşür.
Ekonomide zorunlu bazı düzenlemelere gidilir. Örneğin turizm bu dönemde yeniden teşvik edilir. Fakat her türlü ambargoya ve maddi felakete rağmen sağlık ve eğitim sistemindeki ücretsiz nitelik korunur.
Sonuç olarak ’90’ların ortalarından itibaren ekonomide büyüme kaydedilmeye başlanır. Zengin petrol kaynaklarına sahip Venezuela’da Hugo Chavez’in 1999’da başa geçmesiyle birlikte de yakıt krizi ve beraberinde gelen sorunlar büyük ölçüde çözülür. Zorlu şartların dayatmaları, sağlıkta ve tarımda önemli deneyimler kazandırmıştır.
‘Benden tövbe etmemi istemeye geldiler’
‘Özel Dönem’in dayattığı imkansızlıklar kimi Kübalı sanatçılara ilham olur. Örneğin Türkiye’de fazla bilinmemesine rağmen Küba müziğinin öncü ismi Silvio Rodriguez, ’90’ların Küba’sında verilen sosyalizm ve onur kavgasını kendine özgü şiirsel diliyle enfes bir şarkıya dönüştürür: El Necio...
“Benim ikonumun parçalanmasını engellemek için / Kendimi eşsiz ve olasılıksızlardan korumuş olmak için / Onların Parnasos’larında[1] kendime bir yer edinebilmek için / Sunaklarında bana da küçük bir köşe ayırmaları için / Benden tövbe etmemi istemeye geldiler. / Benden kaybetmememi istemeye geldiler. / Benden belirsizleşmemi istemeye geldiler. / Bana bir sürü b*ktan şey teklif etmeye geldiler. / Kader nedir bilmiyorum. / Yürüyerek, neysem o oldum. / Böylece orada Tanrı kutsal olacak mı? / Ben nasıl yaşadıysam öyle öleceğim / Ben kayıp davaları savunmaya devam edeceğim / Sağlak olmaktansa solak[2] olmak istiyorum. / Bir birleşik kongre düzenlemek istiyorum. / Bir ‘bizim çocuk’ için derinden dualar etmek istiyorum. / Diyecekler ki ‘o deliliğin artık modası geçti’, / Diyecekler ki ‘insanlar kötü, onlara değmez’, / Ama ben yaramazlık yapmaya devam etmeyi hayal edeceğim. / Hem belki de ekmekleri ve balıkları çoğaltırım?[3] / Diyorlar ki beni kayaların üstünde sürükleyecekler / Devrim yerle bir olduğu zaman, / ellerimi ve ağzımı ezip geçecekler, / dilimi koparıp gözlerimi oyacaklar. / Belki de budalalık benimle doğdu. / Bugün budalaca görünen şeylerin budalalığı. / Düşmanı fark etmenin budalalığı. / Fiyatı olmadan yaşamanın budalalığı.”
https://www.youtube.com/watch?v=zTiwpTvDKIU
(‘Necio’, Türkçeye biraz zorlamayla ‘budala’ şeklinde çevirebileceğimiz bir ifade. Fakat İspanyolcada ‘dik kafalı-inatçı-serkeş’ gibi bir anlam da taşıyor. Yani Rodriguez’in sözlerindeki budala, bizdeki kadar sert ve keskin bir ‘budala’ gibi değil).
Tüm bunlardan çıkarılacak en önemli mesaj, küçük bir ada ülkesinin tarihin sonu ilan edilirken kendisine dikilen kefeni yırtış hikayesinde saklıdır.
Küba bugün de benzer bir sürecin içinde. ABD’nin sıktığı pençe, Kübalıların gündelik hayatını yaşanmaz hale getiriyor. Venezuela’ya yönelik 3 Ocak’taki saldırının ardından Küba’ya giden petrol sevkiyatı ABD’nin tehdidiyle durdu. Meksika da aynı sopanın gösterilmesiyle Küba’ya petrol ihracatını sona erdirdi. Geçtiğimiz günlerde ülke genelinde yaşanan elektrik kesintisi 11 milyon kişiyi karanlıkta bıraktı. Trump, son olarak ‘50 yıldır bu anı beklediğini’ ve ‘Nihayet Küba’yı kendisinin ele geçirebileceğini’ söyledi. Havana da bir yandan olası bir ABD işgaline karşı askeri hazırlıklarını sürdürürken öte yandan Washington ile eşit bir şekilde diyalog çağrısı yapıyor.
Ve aynı El Pais gazetesi bugünlerde “Küba’nın Batışı” başlığıyla bir kez daha devrimin sonunu ilan ediyor. Castro gibi giyinmiş Trump görseliyle coşarak henüz yaşanmamış bir sonun tellallığını yapıyor.
Fakat değişmeyen tek şey manşetler değil. Rodriguez, kişisel sosyal medya hesabından “ABD saldırırsa kalaşnikofumu hazır edin, çok ciddi söylüyorum” diyerek bir paylaşım yaptı. Bunun üzerine Küba Cumhurbaşkanı Miguel Díaz-Canel’in katıldığı törenle 79 yaşındaki sanatçıya talep ettiği silah hediye edildi. Rodriguez silahı ilk kez eline almıyor; 1975’te başlayan Angola’nın bağımsızlık savaşına destek için Afrika’ya giden 50 bine yakın Kübalı askerden biridir. Elektrik kesintileri, ulaşımın durması, sağlık ve eğitimde aksaklıklar... Küba bu tabloyu daha önce de yaşadı. Şimdi Havana yönetimi, Devrim’i korumak için güçlüklerle dolu yeni bir savaştan geçiyor. Hikayenin sonunu şimdiden öngörmek kolay değil. Ancak kesin olan şey şu ki ABD’nin karşısında ‘şerbetli’ bir halk duruyor. Sert kuşatmanın seyrini yine yürüyerek, mücadele ederek bugünlere gelen Kübalılar belirleyecek.
[1] Antik Yunan’da ilham perilerinin yaşadığı düşünülen dağın adı.
[2]Latin Amerika’da ‘solak’ yani ‘zurdo’ kelimesi aynı zamanda ‘solcu’ demek.
[3]Hz. İsa’nın mucizelerine gönderme.
