menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Adaletsiz adalet

32 55
17.02.2026

Adalet ve adil yargı konularında biz yazmaktan usandık. Sanırım okuyucu da okumaktan. Fakat her gün adil yargılanma hakkı konusunda iktidar mensupları o kadar garip sözler ediyor ya da uygulamalar yapıyor ki; yazmadan olmaz.

Dervişin fikri neyse zikri odur. İktidar adına konuşanlar da konuştukça adaletle ilgili düşüncelerini dışa vuruyor.

Hakimler kararları ile konuşur denir. Keşke kararları dışında da Akın Gürlek gibi konuşsalar. Çünkü kararlarını birkaç avukat ve sanık dışında okuyan olmuyor. Okusalar da kararlar gerekçesiz olduğu için kimse bir şey anlamıyor. Genellikle dosyadaki delillere göre demekle yetiniyorlar. Delillerin değerlendirilmesi, sanıklarla bağlantısı, yasaya uygun elde edilip edilmediği vb. tartışmak yok. Eskiden beri esas alınan “vicdani kanaat” le verilen kararlar. Tabii vicdanlar da iktidarlara kilitli. Bunun için kararlarının çoğu bir üst mahkemede bozuluyor. Ya da AYM ve AİHM’de on binlerce dosya ile yığılmalar yaşanıyor. AYM ve AİHM mahkumiyetlerinde rekorlar kırılıyor.

Hakim ve savcılar konuşsalar, hatta televizyonlarda avukatlarla tartışsalar Adalet Bakanı gibi fikirlerini açık edecekler. Bir çuval incir berbat olacak. Önceki adalet bakanı avukatlıktan gelme olduğu için Gürlek gibi tutuklular ile avukatlarının görüşmelerini kısıtlamaya yönelik bir şey söyleyemezdi. Onun için günde üç kere “Türkiye bir hukuk devletidir” demekle yetinirdi. Hakim ve savcılar halk önüne çıkıp konuşsalar, hatta kürsülerde konuşmalarını halk duysa mahkemelerdeki durumu görür. Buna rağmen, halk mahkemelere güvenmiyor. Çünkü geneli görmese bile kendi ya da bir yakını bu adalet sisteminden en az bir kere mağdur olmuştur.

Bir de şimdi yabancı filmlerden başka memleketlerdeki yargılamaları görüyorlar. Bu filmleri görenler onlardaki mahkeme ise bizdeki ne diye soruyor kendine. Avukatlarına elini cebine sokup tanığın önüne giderek neden tanığı sıkıştırmadığını, jürinin önüne gidip neden onları ikna edici konuşmalar yapmadıklarını soruyorlar.

Bizdeki yargılamalar minderi üzerine bağdaş kurmuş kadıların herkesi azarlayarak kafasına göre karar vermesine benziyor. Yargı iddia, savuma ve hüküm (yargı) den oluşur denmesine rağmen neden sadece savcı ve hakimden oluştuğunu merak ediyorlar.

Hakimler “Okullar olmasa milli eğitimi ne kadar güzel idare ederdim” diyen milli eğitim bakanı gibi; avukatlar olmasa yargıyı ne kadar iyi idare ederdim diye düşünüyor.

Adalet Bakanı avukatın hapishanedeki müvekkili ile görüşmesinden rahatsız. Yıl 2026.

’60’lar ve ’70’lerde adliyelerin kapısında x ray cihazları ve polis, arama yoktu. Duruşma salonlarına polis giremezdi. Sanıkları jandarma getirirdi ve silahsız olurdu. Avukatların çanta ve üzerlerini aramak kimsenin aklından bile geçmezdi. Altmış sene öncesinden söz ediyoruz. Ki o zamanlar biz sisteme faşist diktatörlük, oligarşik diktatörlük falan derdik. Bizden öncekiler de ’60’lara Muz Cumhuriyeti, Filipin demokrasisi derlerdi. Altmış sene sonra Türkiye’yi tek adam rejimi Filipin demokrasisinden geriye götürdü. Artık avukat avukatlık yaptı diye tutuklanıyor. Avukatlar savunma için aralarında iş bölümü yaptı diye örgüt kurmakla suçlanıyor. Avukat ile tutuklunun görüşmesini sınırlamaya çalışıyorlar. Kafalarından geçen belli. Avukat görüş odalarına kamera koymak, avukatın hapishane giriş ve çıkışlarında evraklarını kontrol etmek vb. Avukatların bürosunu ve evini basıp bilgisayar ve telefonlarına el koyup içindeki yazı ve belgeleri inceledikten, telefonlarını dinledikten, bürolarını ortam dinlemesi ile dinledikten sonra bunu da yaparlar.

Adalet Bakanı eskisi gibi günde üç kere “Türkiye bir hukuk devletidir” demeyecek anlaşıldı.

Yeni slogan “Gözüm üzerinizde.”       


© Evrensel