Gazze ateşkesi çöker mi?
Trump’ın Gazze’de ateşkes planının ikinci aşamasının 1 ay önce başladığı duyuruldu. Resmi açıklamalara, özellikle de Trump’a bakılırsa ufak tefek sorunlar olsa da süreç tıkırında.
Sahada yani Gazze’deki insani durum bu “olumlu gidişattan” henüz etkilenmiş gibi görünüyor. Üstelik bölgeden uzmanlar bu ateşkes sürecinin çökebileceğine, çatışmaların yeniden başlayabileceğine dikkat çekiyor.
Bu endişelerin temelinde ise İsrail ile HAMAS arasındaki karşılıklı güven sorununa dayanan “Önce sen ateşkes şartını yerine getir” çekişmesi yatıyor.
Ateşkes anlaşmasının birinci aşamasında İsrail Sarı Hat denilen bölgeye çekilmişti ancak hâlâ Gazze’nin yaklaşık yüzde 60’ını kontrol altında tutan İsrail’in anlaşmanın ikinci aşamasında buradan daha geriye, kırmızı hatta tahliye edilmesi gerekiyor.
Buna karşılık HAMAS’ın da silahsızlandırılması sürecinin tamamlanması öngörülüyor.
Ancak İsrail “Önce HAMAS tamamen silahsızlandırılsın, liderleri Gazze’den ayrılsın sonra bulunduğum yeri boşaltırım” diyor. HAMAS ise, “Silah bırakırsak İsrail’in bütün Gazze’yi işgal etmeyeceğini garantisi yok. Önce İsrail çekilsin, sonra bizim silahsızlandırılma sürecimiz konuşulsun” görüşünde.
Aslında iki tarafın da karşılıklı güvensizlik gerekçelerinin arkasına saklanmış ajandaları olduğu söylenebilir.
İsrail ordusunun yerleştiği Sarı Hat bölgesi hem Gazze’nin yüzde 58’sine tekabül ediyor hem de su kaynaklarının ve tarım arazilerinin olduğu yer. İsrail’in buradan çıkmaya pek niyetinin olmadığına dair geçtiğimiz aylarda da İsrail tarafından açıklamalar, imalar, yorumlar geldi. Bölgeden uzmanlar İsrail’in Sarı Hat içinde hızla konut ve alt yapı inşaatlarına başlayarak bu bölgeyi Gazze sınırındaki yerleşim birimleri ile birleştirme niyetinde olduğunu savunuyor.
HAMAS ise hâlâ az ya da çok Gazze’nin geleceğinde yer alabilmek için görüşmelerini, müzakereleri sürdürme çabasında. İsrail’in tamamen reddettiği bu talep aslında ateşkese uymamak için İsrail tarafından gerekçe olarak kullanılabilecek kadar karmaşık. İsrail’e göre aktif komutan da olsa sıradan getir-götür, temizlik işleri de yapsa HAMAS mensubu herkesin yeni süreçten dışlanması gerekiyor. Ancak diğer taraftan Gazze’nin uzun süre HAMAS tarafından yönetildiği, idari ve kamu kurumlarının HAMAS kontrolünde kaldığı; dolayısıyla Gazze’deki neredeyse herkesin örgüt ile bir şekilde ilişkisinin olduğu bir gerçek. Bu duruma dikkat çeken bölgeden uzmanlar da “HAMAS’ın Gazze’nin geleceğinde yeri yok” söyleminin netleştirilmesi gerektiğine dikkat çekiyor. Çünkü bu söylem İsrail’in sürecin herhangi bir aşamasında “Ama bu kişi örgüt ile bağlantılı” gerekçesi ile gidişatı tıkayabileceği bir gerekçeye de dönüşebilir. HAMAS’ın üst yönetimi ve önde gelen askeri kadroları hariç örgütün bir kısmının Gazze’de kurulması planlanan yeni sürece entegre edilmesi gerekli görünüyor. Sonuçta HAMAS sadece bir askeri yapı değildi, örgüt ile doğrudan ya da dolaylı ilişkili olan binlerce insanın gelirinin olması için istihdam oluşturulması gerekiyor. En azından kamu kurumlarına Batı Şeria’dan Filistinlileri taşımak gibi oldukça işlevsiz yöntemler yerine yerel halkın insan gücü olarak kendi topraklarındaki yeniden inşa sürecine katılması en mantıklı olan yöntem elbette.
Bir taraftan bölge ülkeleri ve HAMAS ateşkes anlaşmasının ikinci aşamasının uygulanmasında ABD başta olmak üzere uluslararası garantör isterken diğer taraftan Türkiye, Mısır ve Katar, örgütü silah bırakmaya ikna etmeye çalışıyor.
HAMAS’ın ikna edilmesi için zaman zaman “Siz silah bırakmadan Gazze’ye yardım da girmez para da” şeklinde tehditler öne çıkarken zaman zaman da “Silah bırakırsanız tutuklu liderlerinizin serbest kalması bile söz konusu olabilir” gibi yumuşak mesajlar veriliyor. Konuşulanlar arasında HAMAS’ın silahlarının İsrail tarafından satın alınması bile var.
Peki sahada, Gazzelilerin her gün yaşadıkları şartlar ne anlatıyor?
Gazze’de kaldırılması gereken en az 70 milyon ton moloz olduğu düşünülüyor. Bunun yanı sıra savaş döneminden kalan silahlar ve mühimmat hâlâ hayati tehlikelere yol açarken patlamamış olan mühimmat ölümlere neden oluyor. Bölge ülkelerinin de dahil olacağı Gazze’nin yeniden inşası aşamasının en az 3 yıl sürmesi bekleniyor. Sadece elektrik, su, kanalizasyon altyapısının tamiri ve yeniden inşası için en az 30 milyar dolar gerekli. Yüz binlerce insanın evsiz kaldığı Gazze’de ilk aşamada iklim şartlarına dayanıklı çadır ve konteyner alanlarının oluşturulacağı belirtiliyor. Sürecin hangi aşamasında kalıcı konutların inşasına başlanacağı henüz belli olmasa da okullar, hastaneler, kara yolları dahil 2 milyondan fazla için gerekli bütün alt ve üstyapının inşaatı yıllar sürecek gibi görünüyor.
Bu arada konuşulanlara göre Gazze’ye bir liman ve bir de havaalanı da yapılacak. Bir de 200 otel inşa edileceğine dair Arapça basınında haberler var. Bir tarafta çadırlarda yaşamaya devam eden Gazzeliler varken diğer tarafta lüks otel inşaatlarının başlaması hiç de şaşırtıcı olmaz. Bütün bu moloz kaldırma ve inşaat sürecine dair açıklama yapan resmi yetkililer müjde verir gibi, “Yüz binlerce Gazzeliye iş imkanı sağlanacağını” da söylüyor.
İnsanların başlarına yıkılan evleri, okulları, hastaneleri bir şekilde o cehennem gibi birkaç yıldan sağ çıkanlar tarafından neredeyse minnet duyularak inşa edilsin istiyorlar herhalde!
Resmi açıklamalarda sık sık “İki devletli çözümü destekliyoruz” duymuşsunuzdur. İşte o iki devletli çözümün Filistin tarafı açısından hayati olan Batı Şeria ve Doğu Kudüs’te de İsrail faaliyetlerine hız verdi. Filistin devletinin kurulması öngörülen bu bölgelerde hızlı bir kamulaştırma süreci başlatan İsrail tarafı zaman kaybetmemek için bürokratik işlemleri en aza indirdi. BM tarafından hazırlanan son raporda da dikkat çekildiği üzere “İsrail Batı Şeria ve Doğu Kudüs’te etnik temizliğe girişebilir” endişesi var. BM endişeli ancak Filistinliler açıkça korkuyor. Çünkü, Batı Şeria’ya en az 1 milyon yerleşimcinin taşınmasını sağlayacak yerleşim birimleri projeleri onaylandı. Bununla da yetinmeyen İsrail Doğu Kudüs başta olmak üzere Filistinlilerin topraklarında yeni yerleşim birimlerinin inşası için arka arkaya adımlar atıyor. Uluslararası toplum bu adımları en sert şekilde kınamakla yetinirken aynı zamanda iki devletli çözümü desteklediklerini söyleyebiliyorlar.
Sonuç olarak Filistinliler adına herkes konuşuyor, kaderlerini şekillendirecek adımlar atıyor ancak bir tek Filistinlilerin sesi duyulmuyor!
