menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Doğanın ortaklığından halkların bayramına

29 0
18.03.2026

Güneşin ışınlarının Dünya ile yaptığı açı değişiyor. Kuzey yarımkürede gündüz ile gece eşitleniyor. Doğada canlılık hareketleri artıyor. Bütün canlılar için yaşam koşulları biraz daha kolaylaşıyor. İşte insanlık, geniş bir coğrafyada doğayla iç içe yaşam bilincini öne çıkarmak için bayram yapıyor. Bir kutlamada buluşuyor insanlık.

Bu aynı zamanda doğanın ortaklığıyla bütün insanlığın doğada ortak yaşamının da simgesidir. Barışın da simgesidir: Newroz

Newroz coğrafyasında barış özlemi

Newroz coğrafyası bugün bu barışın özlemi içindedir. Emperyalizm, barışa karşı çatışmayı ve savaşı kültürel kodların içine sokarak ortak yaşamı yok etmenin peşindedir. Bugün Akdeniz’den Orta Asya’ya kadar uzanan geniş Nevruz coğrafyası bir kan gölüne, bir ateş küresine dönmüş durumdadır. Güneşle bombaların ışıkları birbirine karışıyor.

Bunun temeli, emperyalizmin daha fazla birikim uğruna halklara yaşamı çok görmesidir. Kriz ve risk üzerinden beslenen sistem, halkların üzerine güneşin önünü kesen, ateş saçan bombalar yağdırmaktadır.

Yaşamı savunmanın direnci

Ortak yaşam savaşın içine sürüklenmiş olsa da doğanın ortaklığına dayanan, iç içe ve bir arada var olan yaşam anlayışını elbette savunacağız. Coğrafyanın her noktasında farklı anlamlar taşıyan etkinlikler yeniden anlamlandırılmalıdır.

Filistin Devlet Başkanı Yaser Arafat’ın Ramallah’taki karargâhına uygulanan abluka sırasında, 14 Mart 2002’de dönemin TMMOB Yönetim Kurulu Filistin Büyükelçisi Fouad Yaseen’i ziyaret ederek Filistin’de yaşanan saldırıları kınamış ve TMMOB’nin Onur Üyesi olan Arafat’a destek ve dayanışma mesajını iletmişti.

Bu görüşme sırasında Büyükelçi Fouad Yaseen heyetle yaptığı sohbette şunları söylemişti: “Biz cenazemizi kaldırdıktan sonra yaşama yeniden sarılıyoruz. Çocuklarımız okuluna, çalışanlarımız işine gidiyor. Sinemaya, tiyatroya gidiyoruz. Yaşamda normal olan her şeyi gerçekleştiriyoruz. İşte Ariel Şaron’u deliye çeviren de bu oluyor.”

Savaşın gölgesindeki coğrafya

Newroz coğrafyası bugün işgal altında, ateş altında ve her gün bombalanıyor. Bütün coğrafya büyük bir yıkıma uğruyor. Hem fiziki hem kültürel bir tahribat yaşanıyor. Tarihsel zamanlardan günümüze ulaşmış kültürel miraslar yok ediliyor.

Bu eserler yalnızca bulundukları coğrafyaların değil, aynı zamanda insanlığın ortak mirasıdır. Buna rağmen birer birer yerle bir ediliyorlar.

Emperyal projeler ve bölgesel yıkım

Öte yandan coğrafya, emperyalizmin kazanç kaynağı olarak doğanın parçası olan elementler, yakıtlar ve çeşitli ürünler için işgal ediliyor. Bu işgal bazen yasal düzenlemeler ve şirketler aracılığıyla, bazen de doğrudan askeri saldırılarla gerçekleştiriliyor.

Önce Büyük Ortadoğu Projesi (BOP), ardından Genişletilmiş Ortadoğu Projesi (GOP) ve son olarak Genişletilmiş Ortadoğu ve Kuzey Afrika Projesi (GOKAP) adıyla çeşitli saldırılar gündeme getirildi.

Irak işgal edildi, farklı ayrıştırmalar uygulandı. Emperyalizmin askeri üsleri kuruldu. Basra Körfezi’ne kıyısı olan uydu devletler yeniden dizayn edildi. Libya fiilen işgal edilerek bölündü. Suriye uzun süren iç çatışmalarla paramparça edildi.

Her bir ülke iç çatışmalarla kan gölüne dönerken milyonlarca çocuk katledildi. Milyonlarca kadın tecavüze uğradı, alınıp satılan bir meta haline getirildi. Filistin fiilen yok edilmek istenirken Lübnan da sürekli işgal ve ateş altında tutuluyor.

Savaşın kazananı kim?

Bütün bunlara rağmen halklar, devletlerin siyasal iktidarlarının çizdiği sınırları aşarak birbirini düşman olarak görmemekte; dayanışma ve dostlukla selamlamaktadır.

Savaşın kazananı halklar değildir. Kazananlar, emperyalist tekellerdir. Silah, enerji, gıda ve temel gereksinimlerin hammaddelerini kontrol eden; üretim alanlarını, tesisleri ve ulaşım yollarını yöneten finans kapital oligopolleridir.

Doğa ve yaşam için mücadele

Bugün birçok ülkede fiili işgal olmasa da yasalar aracılığıyla yayılmacılık, sömürü ve yıkım sürdürülmektedir. Ekonomik sistemin parçası haline getirilmek istenen toplum kesimleri buna ortak edilmeye çalışılmakta; itiraz edenler ise çeşitli kolluk güçleriyle bastırılmaktadır.

Coğrafyamızda GES (Güneş Enerjisi Santralleri), RES (Rüzgâr Enerjisi Santralleri), JES (Jeotermal Enerji Santralleri), BES (Biyokütle Enerji Santralleri), NGS (Nükleer Güç Santralleri), termik santraller, barajlar ve metal maden işletmeleri giderek yaygınlaştırılmaktadır.

Ormanlar ve doğal alanlar işletme alanlarına dönüştürülmekte, ticari bir emtia olarak görülmektedir. Gelecekte bu alanların karbon yutak bölgeleri olarak işletilmesi ve bunun maliyetinin halka vergiler yoluyla yansıtılması dahi gündeme gelebilecektir.

İşte bugün, gerçekliğin yüzünün görüleceği; ateşlerin arınma için yanacağı, canlılığa selam durulacağı, gündüz ile gecenin eşitleneceği bir zamanda doğanın sunduğu gerçek sahneye ulaşmalıyız. Bu sahnede Nevruz, Nevroz, Newruz, Newroz; hangi dilde ve hangi kültürde anılıyorsa o çeşitlilikle halkların ortak iradesini ve kültürel zenginliğini yansıtan bir bayrama dönüşmelidir.

Kutlamalar öyle yapılmalıdır ki emperyalizmin oyuncularının ve yayılmacı, siyonist politikaların yüzüne çarpan bir dayanışma olsun.

Ortak geleceğin umudu

Yeryüzünün renklerinin gökyüzüne yansıdığı bir dünyayı birlikte kurabiliriz.

Doğunun ters lalesinin, Munzur’un sarımsağının, Karadeniz’in çayının ve fındığının, Malatya’nın kayısısının, Antep’in fıstığının, Ege’nin üzümünün, Marmara’nın balığının, Anadolu’nun buğdayının, Torosların suyunun paylaşılacağı günleri yaratmak düşüncesindeyiz.

Baharın canlılığında, yazın sıcaklığında, sonbaharın bereketinde, kışın sohbetinde; güneşin aydınlığında, dağların duruşunda, derelerin çağlayışında…

“Yapraklara, dallara, yeşillere, allara; nice nice yıllara…”

Tüm halklara bayram olsun, kutlu olsun.


© Evrensel