Yaz sonu ve mavi karanlık
Eylül geldi yaz bitiyor.
Gündemin yaz rehaveti tanımadan balyoz gibi geçtiği şu üç ayda bir de sahil boyu gösterişleri eklendi haberlere.
Saatlerinden havyar yiyenler, mekânların adisyonları, orada olduğunu ispatlamak adına girilen fotoğraf kuyrukları, gümrük memuru muamelesi çeken mekan resepsiyonları, Bodrum Mikanos mı olacak İbiza mı tartışmaları, mekanlar boş muydu, turist var mıydı yorumları...
Fakirleştikçe zenginlik dilimizi daha çok yoruyor ve zenginliği paraya indirgemiş olduğumuz gerçeği her geçen gün daha ağır kafamıza vuruyor.
Zenginliği bambaşka tarif etmek mümkündü, imkânın para ile olan korelasyonu farklı olsaydı.
Bundan 25 sene evvel üniversiteyi bitirdiğim yaz büyük bir ekonomik kriz patlamıştı. Günde belki kırk yere özgeçmişimi gönderirken bir yandan memlekete geri taşınma telaşındaydım.
Stresten yıpranıyordum ve yazdı, cebimde param çok azdı. Evde koliler açılmayı, perdeler takılmayı, kitaplar raflara konulmayı bekliyordu. Yalnızca bilgisayarı kurmuştum, her yarım saatte bir iş görüşmesi talebi gelir mi diye yokluyordum. Elime Vedat Türkali'nin Mavi Karanlık romanı geldi. Dağınıklık içinde önce ayakta birkaç paragraf okuyarak başladım. Sonra yere attığım bir mindere çöktüm. Romanda biri Bodrum'da bir bahçede tulumbadan su sağarak akşamdan kalma başını yıkıyordu, ben kalkıp mutfak musluğuna ağzımı dayıyordum. Bir karpuz kırılıyordu kitaptaki sayada, seksenlerden kalma fayans tezgahımda avucumdan sızan karpuz sularını yalıyordum. Tekneden inip rakıya oturuyorlardı ıslak mayolarıyla, duşta ağzımı açıyor serin suları içip kurulanmadan balkona çıkıyordum.
Hariçten gazel okuyan bu küçük burjuva aydınların mavi karanlığına kapılmıştım. Üç gün sindire sindire okudum kitabı, yer minderlerinde sabaha karşı sızarak ya da güneşi elimde kitapla balkonda doğurarak, uzun uzun ufka bakarak.
Her bir karakteri ayrı ayrı yargıladım kafamda, teori üretmekteki maharetleriyle eyleme geçmekteki hızları ters orantılı olduğundan. Çok ayrıcalıklı buldum hayatlarını, çok konformist, pasif, korkak, dilde realist harekette hayalperest, hımbıl, gerçeklikten oldukça uzak, kopuk, içten içe bireyci, kılıfta toplumcu gerçekçi. Yirmilerin en başı yaşımdı.
Bir zamanlar herkesin böyle bir Bodrum'u olduğunu........
