menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

On üç

62 0
30.05.2026

Zeytin ağacı üçüncü senesinde meyve veriyor. Bir bağ kursak dördüncü senesinde asmalar yetişkinlik çağına geliyor.

Elma desen ilk senesinde.

Ömrümüzün en kıymetli, en şanlı, en ağır, en bir arada döneminin 13. yılı.

Gezi’nin tutsakları hâlâ içerideyken, Gezi’de kaybettiğimiz canların hesabını layıkıyla soramamışken, gözünü kaybeden, bedeninde kalıcı hasarla onca insan her sene biraz daha yalnızken, sırtımızdaki mahcubiyet yükü her geçen sene artıyor. Gezi anılarını aynı coşkuyla yazmak zor, işin içinde artan bir keder yükü de var. Üstelik layıkıyla anamazsak koca Gezi’yi nostalji kılma riski de var.

Her gün yüzlerce yeni slogan üretilen Gezi’den 13 sene sonra tek bir ortak sloganda buluşamamak, Gezi zekası denilen o yaratıcılığa, birbirinin aynı basın açıklamalarında ve seri üretim imza metinlerinde hasret kalmak, yalnızca Gezi’de olduğu için bile birbirimizi dinlemeye ve anlamaya şans verirken, en darda insana bile akıl verme çabamız...

Çok da verimli geçiremedik 13 yılı.

Saldırıların ivmesi arttı, baskının yükü tonları aştı, bir sonraki adımlarını tahmin etmek imkansızlaştı ama işte bir zamanlar da birbirini asla yerde, yolda bırakmayan, tek ağızdan ses çıkarabilen, yaratıcılığı karşısındakini dehşete düşüren coşkulu milyonlardık. Hiç mi mümkün değildi her şeyin farklı seyretmesi?

Gezi’de Twitter yeni palazlanıyordu, haberi oradan alıyorduk ama oraya mahkum kalmıyorduk. Sokak, insanı cebindeki telefondan alıkoyuyordu.

Klavye silahşorluğu henüz yoktu. Yaşadığını ve hissettiğini yazıyordun. Linç denince akla Ali İsmail’e yapılan geliyordu, en gerçeğinden.

Herkesin önder........

© Evrensel