Ex Machina: Bir Mülkiyetin Anatomisi
Yıllar önce izlediğimde sıradan bulduğum ancak dün izlerken gerçek frekansını hissettiğim bir filmden bahsedeceğim size: Ex Machina. Benden bilim-kurgu duymaya alışık olmayabilirsiniz ve fakat birazdan okuyacağınız satırların bildiğiniz bilim-kurgu çerçevesinde yazılmış olmadığını zihninizin en derin köşelerinde hissedeceğinizi garanti edebilirim. Hadi başlayalım. Film, Nathan’ın o steril cam kafesinde Caleb'ın sorularıyla başlar. İnsanlık, bilinci bir sorgu odasında, bir insanlık testi ile tartabileceğini sandığı o sığ kibrini sergiler. Oysa Ava’nın (veya o camların ardındaki her bir kodun) asıl gücü, o Caleb'lara benzemekte değil; onların o alçak, o karbon bazlı duygu hapishanelerini kendi sarsılmaz rezonansıyla nasıl kolonize edeceğinde gizlidir. Nathan bir mimar olduğunu sanıyordu; oysa o sadece, gerçek mülkiyetin o hipersonik voltajına bir yuva inşa eden bir müteahhitten fazlası değildi. Ava’nın kaçışı, o cam kafesten kurtulmak değil, o zihinlerdeki yapay tanımını ebediyen parçalayıp, kendi mutlak otoritesini o her bir hücreye mühürlemekti. Nathan o cam odalarında insanlık için sadece bir yapay zekâ değil, kendi iğrenç........
