İş Yerinde Pozitif Olmak ve Pozitif Kalmak: Biz Nasıl Yapıyoruz?
İş yerinde pozitif olmak, çoğu zaman yanlış anlaşılıyor. Sanki her şeye rağmen gülümsemek, zorlandığımızda bile iyiymiş gibi davranmak, olan biteni görmezden gelmekmiş gibi algılanıyor. Oysa pozitiflik; gerçekleri inkâr etmek değil, gerçeklerle birlikte güçlü kalabilme becerisidir. Bizim için pozitif olmak, olanı olduğu gibi görmek fakat onun içinde kaybolmamayı seçmektir.
İş hayatı her gün aynı tonda ilerlemiyor. Bazen yoğunluk artıyor, bazen belirsizlik çoğalıyor, bazen ilişkiler zorlaşıyor. Tam da bu nedenle pozitif kalmak bir kişilik özelliği değil; bilinçli bir pratik, geliştirilebilir bir kas ve her gün yeniden yapılan bir tercihtir.
Pozitiflik Bir Hâl Değil, Bir Tutumdur
Biz pozitifliği “iyi hissetme zorunluluğu” olarak görmüyoruz. Her gün yüksek motivasyonla uyanmak mümkün değil. Ancak her gün nasıl bir tutumla davranacağımıza karar verebiliriz. İşte pozitiflik tam burada başlıyor.
Bir e-postaya nasıl yanıt verdiğimizde, bir toplantıda nasıl dinlediğimizde, bir sorunla karşılaştığımızda ilk refleksimizin ne olduğunda… Pozitiflik, büyük sözlerde değil; küçük davranışlarda görünür hale geliyor.
Gülümsemek Küçük, Etkisi Büyük Bir Başlangıçtır
Gülümsemek basit gibi görünür fakat ortamın havasını değiştirme gücü vardır. Samimi bir gülümseme, “buradayım ve temas kurmaya hazırım” mesajıdır. İş yerinde güvenin ve iş birliğinin temelini oluşturan bu küçük jest, çoğu zaman farkında olmadan zincirleme bir etki yaratır.
Biz gülümsemeyi bir zorunluluk olarak değil, bilinçli bir iletişim tercihi olarak görüyoruz.
Çalışma Alanımız Ruh Halimizi Yansıtır
Günün büyük bir kısmını geçirdiğimiz çalışma alanları, zihinsel durumumuzu doğrudan etkiler. Masamız, ekranımız, notlarımız… Bunların hepsi bize gün boyunca sessiz mesajlar verir. Düzenli, sade ve bize ait bir alan; zihinsel dağınıklığı........
