Gençler neden yapay zekaya dert anlatıyor?
Şöyle bir etrafınıza bakın; özellikle Eskişehir’in o cıvıl cıvıl Adalar Porsuk kenarına, Bağlar Caddesi’ndeki ya da Üniversite Caddesi’ndeki o tıklım tıklım kafelere, sokaklara bir göz atın... Görünürde her yer gençlerle dolu, kahkahalar yükseliyor, hareketli bir sosyal hayat akıp gidiyor.
Ancak bu kalabalığın derinlerine, o kafelerin loş köşelerine indiğimizde karşımıza ürkütücü bir tezat çıkıyor: Kulaklığını takmış, saatlerce önündeki bilgisayara veya telefona bakarak yanındaki insandan tamamen kopmuş yüzlerce yüz. Tarihin en kalabalık ama aynı zamanda en yalnız, en izole nesliyle karşı karşıyayız. Gençler artık dertlerini, sırlarını dostlarına değil, telefonlarındaki yapay zekâ uygulamalarına anlatıyor.
"Yalnızlık", artık sadece psikolojik bir dram değil; milyar dolarlık devasa bir pazarın, yani "Yalnızlık Ekonomisinin" en sadık ve en kârlı müşterilerini üretiyor.
Karakter Yapay, Teselli Gerçek mi?
Son dönemde özellikle lise ve üniversite gençliği arasında yapay zekâ inanılmaz bir hızla popülerleşti. Gençler bu sanal dünyada kendi ideal arkadaşını, hiç terk etmeyecek sevgilisini ya da tam olarak duymak istediği kelimeleri fısıldayan dert ortağını tasarlıyor. Karşısındaki yazılım onlara asla kızmıyor, onları eleştirmiyor, her zaman onaylıyor ve gecenin üçünde bile ekran ışığının arkasından "Seni dinliyorum, buradayım" diyor.
İlk bakışta gençlerin içini döktüğü masum, zararsız bir eğlence veya teknolojik bir yenilik gibi görünen bu durum, aslında insan ilişkilerinin yerini alan tehlikeli birer dijital protez.........
