menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Sahur yazıları...

26 0
19.03.2026

Okuyucularım defalarca bu sayfada aşağıdaki spot cümleye denk gelmiştir; "Toplum olarak hepimizin rakam, ölçek ve kavram algısı zayıftır." Bir gece yarısı mesaisinde, bu tespite esas sorular, süreçler ve cevaplar üzerinde çalıştım.

Toplumların kaderi çoğu zaman büyük ideallerle değil, küçük hesap hatalarıyla belirlenir. Bir ülkenin geleceğini yalnızca jeopolitik hamleler, askeri güç ya da siyasi irade değil; aynı zamanda o toplumun rakamları, ölçekleri ve kavramları anlama kapasitesi tayin eder. Çünkü gerçeklik, çoğu zaman duyguların değil, sayıların ve kavramların dilinde konuşur.

Bugün Türkiye’de göz ardı edilen en temel sorunlardan birisi de şudur: Rakam algımız zayıf, kavram üretme kapasitemiz sınırlı, soyut düşünme pratiğimiz ise yetersizdir. Bu iddia, hâşâ bir aşağılamadan ziyade, soğukkanlı bir teşhistir. Bu teşhis veya gözlem, bireysel zekâ eksikliğine değil; sistematik bir düşünce üretim sorununun varlığına işaret eder.

Meseleyi doğru yerden başlatmak gerekir. İnsan zihni doğuştan soyut düşünme kapasitesine sahiptir. Psikoloji bilim dalında ortaya konulan bilişsel gelişim kuramına göre, her bireyin uygun koşullar altında ileri düzeyde düşünme becerilerini geliştirebileceğini açıkça gösterir. Yani sorun, “biz yapamayız” meselesi değil; “biz bu kapasiteyi nasıl kullanıyoruz” sorusunun sorulması ve cevabının aranmasıdır.

Ancak tam da burada kırılma başlar.Çünkü modern dünyada rakamları anlamak, sadece matematik bilmek değildir. Büyük sayıları kavramak, oranları yorumlamak, riskleri hesaplamak ve veriyi anlamlandırmak; sistematik bir eğitim ve kültürel alışkanlık gerektirir. Daniel Kahneman'ın ortaya koyduğu gibi, insan zihni doğası gereği sezgisel ve hızlı düşünmeye eğilimlidir; büyük sayıları ve olasılıkları anlamakta zorlanır. Bu insana özgü........

© Enpolitik