menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Cezaevindeyken boşanmanın haber değeri

23 0
14.09.2026

Seyhan Avşar’a katılıyorum. Tayfun Kahraman, alelade birisi ya da bilinmedik bir tutuklu değil.

Anayasa Mahkemesi’nin, iki kez “adil yargılanmadığı”na karar verdiği Tayfun Kahraman ile eşi Meriç Demir’in boşanma kararı aldıklarını, ilk olarak gazeteci Seyhan Avşar yazdı sosyal medyada. Bu bilgi, hızla yayıldı sosyal medyada ve haber sitelerinde…

Fakat Seyhan Avşar’a tepki gösterenler de az değildi. Bu bilginin yayılmasının “ailenin mahremiyetinin ihlali olduğu”nu savunanlar oldu. Meriç Demir’in avukatları da “Basın yasağı ve gizli celse talepli bir dava ikame etmiş olsak da maalesef mahremiyeti korumamız mümkün olmamıştır” açıklaması yaptılar; “Herkesten sürece saygılı yaklaşmasını” rica ettiler.

Seyhan Avşar da eleştirilere, “Bugün haksız hukuksuz bir şekilde cezaevinde bulunan tanınmış bir isim boşanma kararı verdiğinde haber değeri taşımıyor mu? Yaşatılanların nelere mal olduğunu göstermiyor mu?” yanıtı verdi.

Seyhan Avşar’a katılıyorum. Tayfun Kahraman, alelade birisi ya da bilinmedik bir tutuklu değil. Gezi eylemleri gerekçesiyle dört yılı aşkın süredir hapiste tutulması ve orada gördüğü kötücül davranışlar sürekli medyanın gündeminde olan, siyasi bir kişilik. Hatta bu sürede kızı Vera’dan uzak kalması, onun cezaevi önündeki fotoğrafları ve eşinin çabaları daima haber oldu. Aile olarak yaşadıklarını protestolarının parçası olarak kamuoyuna aktardılar sürekli olarak.

O nedenle cezaevi sürecinin bu aileyi dağılma noktasına getirmesi de haber değeri taşıyor. Medya kuruluşları da Seyhan Avşar’ın yazdığını alıntılayarak haber değerini teyit etti. Birkaç gün sonra da Tayfun Kahraman ve Meriç Demir, ayrı ayrı yaptıkları paylaşımlarıyla evliliklerini “ortak karar alarak” sonlandırdıklarını duyurdular.

Fakat Seyhan Avşar’ın, haber değeri olduğunu düşündüğü bu gelişmeyi haber yapmak yerine sosyal medyada paylaşması çelişkili. Haber olarak yazsa ve “Bugün çok üzücü bir haberle karşılaştım” gibi algıyı yönlendiren bir ifade kullanmasa daha doğru olurdu.

Dava bittiğine ve resmen ayrıldıklarına göre, artık boşanmaya ilişkin ayrıntılardan uzak durmak gerek. Boşanmaları haber ama gerisi onların özel yaşamı. Herkes geri durmalı…

Sorun Balbay’ın sözleri değil kimliği

“Mustafa Balbay, CHP’nin kapatılmasını istedi”, “CHP kapatılsın dedi”, “CHP kapatılmalı dedi” haberlerinin çoğunda Cumhuriyet yazarı Mustafa Balbay’ın konuşmasının tamamı yoktu.

Mustafa Balbay’ın da “CHP kapatılsın demedim” açıklamalarını görünce TV100’deki programın kaydını bulup izledim. Mustafa Balbay, Üsküdar Belediyesi’ndeki başkanvekili seçiminde CHP ve Yeni Parti’nin ortak hareket etme kararını değerlendirirken, şunları söylüyor:

“İşin özüne bence herkes gelmeye başladı. Burada ana sorun yargının siyasetin biçimlenmesinde kullanılmasıdır. Bunu siyasi tarihimizde çok kez gördük, AKP de böyle bir sürecin ürünü. Ama şu da bir gerçeklik. En kötü karar bile kararsızlıktan ya da karar verememe, her şeyin ortada kalmasından iyidir.

Hiç dilemiyorum tabii ki ama konuyu çok net anlatmak için söylüyorum. CHP kapatılsa herkes oturacaktı ve yeni bir yol tutacaktı. Akıl birliği oluşacaktı. Ne yapalım önce farklı düşünceler çıkabilir ama ne olursa olsun herkesin yeni bir oluşumla yola çıkması söz konusu olacaktı.”

Bütünlüklü olarak izleyince Balbay’ın, “CHP kapatılsın” demediği, gelinen durumun kötülüğünü vurgulamaya çalıştığı, “CHP kapatılsaydı mutlak butlan ile gelinenden daha iyi olurdu” demeye getirdiği anlaşılıyor. “CHP’nin kapatılmasını istedi” diye yazanlar çarpıtmış.

Ancak bu sözlerin çarpıtılarak yayılmasında ve tartışmanın büyümesinde en büyük etken, Balbay’ın gazeteciliğinin yanı sıra politik kimlik taşıması. Balbay, CHP’de Kemal Kılıçdaroğlu’nun mahkeme kararıyla Genel Başkanlığa geri dönmesi sonrasında “Hayatımda üç cumhuriyet var: Türkiye Cumhuriyeti, Cumhuriyet gazetesi, CHP! CHP’nin ideallerini geleceğe taşıyacağız!” diyerek........

© Elips Haber