Oda ve borsa seçimlerinde “teşvik sistemi” tartışılmalı
Kurumlar, “ekonominin işleyişini düzenleyen kurallarsa”, kalkınma ve refah yaratan temel kurumlardan biri olan “teşvik sistemleri” önemle ve özenle tartışılmalı. “Büyük kırılma”, yaşadığımız gerçekliklerden biri. Yüzleştiğimiz gerçeklik, “geçiş süreçlerini yönetme sorumluluğunu” artırıyor.
Bilimde ve teknolojideki ilerlemeler “iş süreçlerini ve işgücü profillerini” değiştiriyor. Oluşmakta olan yeni dünya düzeninde “bağlantı, iletişim, rekabet ve iş birlikleri”nin yapıları, işlevleri ve kültürleri çözülüyor ve yeniden örülüyor. Kısa, orta ve uzun dönemde kaynak yönetiminde kaliteyi artırmak için yeni “kuramlar, modeller, metotlar ve analitik yetkinlikler” gerekiyor. Değişmeler ekonomide “geçmişten alınan kurumların büyümeye elverişli olup olmadıklarını” sorgulamayı önemli bir sorumluluk hâline getiriyor. Yeni dünya düzenine “uyumun yollarını” bulanlar öne geçebiliyor; uyumu önemsemeyenler de izleyici bağımlılığının sorunlarını yaşıyor. Özetle, yeni oluşumlar nedeniyle oda ve borsa seçimlerini vesile ederek etkili kurumlardan biri olan “teşvik sistemleri” konusunda “durum değerlendirmesi” yapmak hepimizin sorumluluğu. Yapılacak değerlendirmeler, oluşmakta olan “teşvik sistemleri” ihtiyacının yapısını tasarlamamızı, işlevlerini öngörmemizi ve kültürünü oluşturarak çoğaltmamızın önünü açabilir.
Oda ve borsa seçimlerinde görev almak isteyenlerin “kurumların ekonomik büyümedeki temel gücünü” içselleştirmiş olmaları ilk adım olmalı. Kurumların büyümeyi sağlamasının ölçütü; akışları hızlandıran, barışı sağlayan, huzur ve güveni artıran bileşenleri ve bağlamı içermeleridir. Özgür ve sorgulayıcı bir iklim yaratılması, hukukun üstünlüğünü önemseme; gelecek inşa etmenin “gerek şartları.” Gelişmeleri gözleyen, izleyen, öngörülen ile yaratılan sonuçlar arasındaki sapmaları belirleyen ve aksaklıkları onararak ilerleyen mekanizmaların varlığı da “yeter şartları”.
Kalkınmayı sağlayacak ve refahı artıracak büyümenin “sermaye birikimi kadar faydalı bilginin sürekli çoğaltılmasına” bağlı olduğunu biliyoruz. Kurumların “stratejileri, amaçları, politikaları ve hedefleri”ni nasıl destekleyeceğinin tanımlanmış olması önemli.
Bir toplumun “kültürel zemini” uygun değilse, kurumsal yapıların yaratmak istedikleri sonuçlara ulaşması güç. Büyüme ile kurumsal etkileşimde eğitim ve teknolojinin rolünü sorgulayarak içselleştirmek, uygun kültür oluşturmanın da gereği. Büyüme ve sermaye dönüşümünün maddi tabanı kadar, entelektüel ve kültürel dayanakları da gözden ırak tutulmamalı. Bilginin kurumsallaşması, entelektüel rekabetin özendirilmesi, bilimsel kültürün yaygınlaşması, kalıcı ve sürekli “yaratıcı yenilik dinamiğinin” canlı ve diri tutulması, kurulan yeni dünya düzeninde yer almamızın olmazsa olmazları. Sorunların tarihsel ve toplumsal bağlamını dikkate alarak tartışılmasının yararları açık. Uzun soluklu yapılar, zihniyetler ve kurumlar oluşturmanın kalkınma ve refahı artırmada yarattıkları güce ihtiyacımız var. Geçtiğimiz yıl Nobel Ekonomi Ödülü alanlardan biri olan ekonomi tarihçisi Makyr’in önerdiği yedi kurumsal etken hepimizin şaşmaz gündemi olmalı: Coğrafi etkenleri dikkate almalıyız. Siyasi ve kurumsal yapıları analiz........
