HD Ready sürecini hatırlıyor musunuz?
5G geçişinde en büyük avantaj, televizyonlarda HD’ye geçiş sürecindeki optimum noktayı hatırlayıp o birikimle karar alanlarda olacak.
Bir zamanlar HD Ready televizyonlar vardı. O dönemde daha da ileri bir deneyim elde etmemi sağlayacak şekilde bir HD Ready plazma televizyon almıştım. Şimdi burada plazma televizyon teknolojisini anlatmaya kalksam, uzun uzun yazmam gerekir çünkü muhtemelen hiç kimse hatırlamıyordur. Ancak şu kadarını vurgulayayım: plazma panellerin LCD panellere göre çok daha kaliteli olduğunu defalarca yazdığımı hatırlıyorum. Bunun nedeni, plazma televizyonlarda her pikselin tek tek yakılması; buna karşın likit kristal ekranların (LCD) görüntüyü bölgeler halinde oluşturmasıydı. Tabii ki, her pikselin tek tek yakıldığı sistem orijinal görüntüyü daha iyi aktarmayı sağlıyordu. Biz de bunun büyüsüne kapılmıştık.
Halbuki mesele orijinal görüntüyü yeniden üretmek değil, görüntünün en kolay aktarılmasını sağlamaktı. O zamanla çalıştığım yayınlarda da aynı yanlış felsefe hâkimdi. Dergilerde görsel yönetmenler “.tiff” formatını kullanmayı tercih ediyorlardı çünkü bunun daha yüksek görsellik anlamına geldiğini düşünüyorlardı. Hatta bu bile yeterli değildi. Asıl istekleri, kendi fotoğrafçımızı gönderip özel fotoğraflar çekilmesiydi. Dışarıdan gelen fotoğrafı kullanmayı da sevmiyorlardı. Bunun nedeni foto-muhabiri kadrosunu kendilerine sadık tutabilmekti. Böyle olunca hangi işe kimi göndereceklerine karar veren görsel yönetmenler, sayfa sekreterlerine göre daha geniş bir kadroyu kontrol ederek otoritelerini güçlendiriyorlardı.
Geçen günlerde kaybettiğimiz ve 22 Ağustos 2025’te toprağa verilen Garbis Ağabey (Özatay) gibi fotoğrafçılar istisnaydı. Hatırlıyorum, aynı servisle Milliyet binasına gittiğimiz dönemde bir olay ya da bir foto-haber konusu gördüğünde servisten iner “ben arkadan gelirim” deyip gidip olayı fotoğraflardı. Sonra bir biçimde gazeteye ulaşırdı; kimsede olmayan fotoğraflarla. Ara Güler ile arkadaştılar ve Kadıköy-Eminönü vapuruyla Eminönü’ne geçip servise binmek için yaptığımız deniz yolculuklarında sayısız Ara Güler hikâyesini dinlemiştim. Bir de Abdi İpekçi hikâyesi vardı, hatırladığım. İpekçi’nin genel yayın yönetmeni olduğu dönemde polis telsizinden duydukları olaylara araç ayarlayıp zamanında ulaşamadıkları için idari işlerden mobilet tarzı bir araç alınmasını istemişti. Onlar da buna bütçe ayırmayacaklarını söyleyince Garbis Ağabey, “Ben bu gazetenin de, yöneticisinin de, haberinin de…” diye hiyerarşik bir biçimde saydırarak odadan çıkarken İpekçi ile burun buruna gelmişti. İpekçi ne olduğunu sorunca biraz utanarak yeterli ulaşım imkânı olmadığı için haber atladıklarını ve gazete bulduğu çözüme para vermediği için sinirlendiğini söylemişti. Üstelik istediği, mobiletin bedelinin kendi ücretinden taksitle kesilmesinden fazla bir “kıyak” değildi. İpekçi, derhal mobiletin alınması talimatını vermişti ve Garbis Ağabey de haberlerine zamanında gidebilme fırsatını bulmuştu. Işıklar içinde uyusun.
Ancak bu hikâyeyle anlatmak istediğim, işin duygusal boyutu değil. İster gazete yayıncılığı olsun ister televizyon olsun haberin ya da diğer içeriğin oluşturulmasında bu hassasiyet zorunluyken iş yayının ulaştırılmasına geldiğinde buz gibi soğuk bir duygusuz mühendislik işler. Örneğin bir dönem çalıştığım bir dergide Birleşik Arap Emirlikleri’nde (BAE) çekilmiş fotoğrafları kullanmamız gerekiyordu. Ben Dubai’ye yatırım yapan Türk şirketinin yöneticileri ile İstanbul’da görüşmüştüm. O dönem Dubai inşa sürecindeydi ve Internet City, Media City gibi uzmanlık merkezleri kurduğu bir sürecin başındaydı. Bizimkiler farkında değildi ama ben dış habercilikten geldiğimi için önemli bir gelişme olduğunu görmüştüm. O dönemde bizim Türk şirketi de işin başında olduğu için gazeteci götürecek kadar bütçesi yoktu. Kendi çektikleri fotoğrafları verdiler. İçlerinde işe yarar birkaç iş vardı. Ben birini kullanmalarını isteyip tümünü görsel yönetmene verdim. O da bu tavrımdan alınarak bana yarım saat kadar fotoğraf kalitesi anlatmaya çalıştı. Ben dinlemeye niyetli olmadığım için daha da alındı. “Bizim fotoğraf çevirme (convert) programımız…” diye başlayıp bana fotoğrafı dergiye basılacak hale getirdiğinde 1,5 cm x 2,2 cm boyutlarına........
© Ekonomim
