Girişimci devlet modeli mi? Atatürk’ün devletçilik ilkesi mi?
‘Girişimci Devlet Modeli’nin yerel düzeydeki başarısı, kamunun sadece bir finansman kaynağı bulmasıyla değil, bu süreci ne kadar şeffaf ve katılımcı bir "piyasa şekillendirme" vizyonuyla yönettiğiyle de çok alakalı. Şeffaflık sorunu çeken ülkelere göre bir model değil bence.
İstanbul Sanayi Odası (İSO) Meclisinin ağustos ayı olağan toplantısı, “Ekonomi ve Üretim Hayatımız İçin Planlama Gerekli mi/Gereksiz mi? Türkiye için Girişimci Devlet ve Yeni Nesil Devlet Planlama Teşkilatı (DPT) Üzerine bir Tartışma” ana gündemiyle gerçekleştirildi.
İSO Yönetim Kurulu Başkanı Erdal Bahçıvan, Meclis toplantısının açılışında yaptığı konuşmada, “Kamu-özel sektör iş birliğinde yeni nesil bir sanayi planlaması derken; aşırı merkezileşmiş, kapalı, statik planlama anlayışını geri getirmekten, ya da serbest piyasa ekonomisinin prensiplerini geri plana atmaktan bahsetmiyoruz. Tümüyle piyasa güçlerine emanet edilmiş, kuralsız ve plan-programsız bir modelin sınırlarını da gördük. Kastettiğimiz planlama; kamunun uzun vadeli kalkınma hedefleri doğrultusunda daha proaktif bir rol almasına dayanıyor. Günümüzün giderek zorlaşan küresel rekabet koşullarında, kamu ile özel sektör arasında yeni bir iş birliği kültürünü yerleştirmemiz gerekiyor. Bu bağlamda, ‘girişimci devlet’ kavramını ülkemizde de yeniden düşünmek için doğru bir zamandayız” dedi.
Bu söylemi çok önemsediğimi belirtmem gerekiyor.
Büyük kurumları temsil eden kişilerden, “kur artırılmalı, bankalar kredi musluklarını açmalı” gibi sığ söylemler yerine sanayimizi bir sonraki dönemlere taşıyacak, kalıcı reform önerilerinin gelmesi kendi açımdan çok önemli. Bu söylemlerin sanayinin kalbi olan İstanbul Sanayi Odasından gelmesi ise, önerilerin ilgili kişilere ulaşması açısından daha da değerli bir anlam taşıyor.
“Girişimci Devlet” kavramı yeni bir kavram değil.
İnovasyon katalizörü olarak devlet
Mariana Mazzucato’nun "Girişimci Devlet" kuramı, kamunun yalnızca bir düzenleyici değil, aynı zamanda toplumun değer verdiği yeniliklere "misyon odaklı" bir perspektifle yön veren bir aktör olduğunu savunur. Mazzucato, modern ekonomi yönetiminde devletin rolünün, piyasa başarısızlıklarını pasif bir şekilde onaran "son çare" mercii olmaktan çıkıp, piyasayı bizzat kuran, rotasını belirleyen, talebi oluşturan ve stratejik riskleri üstlenen bir "inovasyon katalizörü" olmaya evrildiğini savunur.
Mazzucato, ana akım iktisat teorisinin devleti temelde düzeltici bir güç olarak ele aldığını; yani devletin, kamu malları sağlayarak, dışsallıkları düzelterek veya tekelleri düzenleyerek yalnızca piyasaların başarısızlığa uğradığı durumlarda devreye girdiğini; bunun dışında ise üretim ekonomisine mesafeli duran bir kurum olarak görüldüğünü belirtir.
Teknolojik ilerlemeye dair baskın görüşün, yeniliğin asıl itici gücü olarak sunulan, tabiri caizse, evlerinin garajlarında bir fikir ya da buluş gerçekleştiren ya da yeni nesil girişim sermayesi destekli “start-up” şeklinde ortaya çıkan özel sektör girişimcisini öne çıkarırken, devleti yalnızca destekleyici ve bürokratik bir role hapsettiğini belirtir.
Mazzucato’nun Girişimci Devlet Modeli’nin........
