Sürdürülebilirliğin kör noktası: Yaşam maliyeti
İnsanların ekonomik zorluklarla mücadele verdiği ortamda sürdürülebilirlik konuşmak, etraf yanarken saç taramak gibi. Boş.
Hayatta kalma modunda olan bir insan için ‘karbon ayak izini azalt’ demek anlamsız. ‘Plastik kullanma, yerel ürün tüket, bilinçli seç’ lafları da neredeyse elitist bir duyarsızlıkla bunu yapamayanlara bir suç yüklüyor. Ve o insan haklı olarak şunu söylüyor: "Önce bugün hayatta kalalım, geleceği ve gezegeni sonra düşünürüz."
Haklı. Çünkü, sürdürülebilirlikle ilgili bağlam doğru kurulamadı. Bu da kritik bir yanılma yarattı. Oysa bu, hiçbir zaman romantik bir konu olmadı. Tersine, altında somut bir ekonomik zorunluluk var. Nasıl mı?
Romantik değil, ekonomik
Türkiye’nin 2023’te enerji ithalatı 69 milyar dolardı. 2024’te yüzde 5,1 azalarak 65,6 milyar dolara düştü. Bu düşüşün arkasında yenilenebilir enerji var. Rüzgâr ve güneş tek başına 3,5 milyar dolar döviz tasarrufu sağladı.
AB’nin sınırda karbon vergisi mekanizması da aynı şeyi söylüyor. Türkiye, AB’nin çimento ithalatının yaklaşık yüzde 39’unu, çelik ithalatının da yaklaşık yüzde 9’unu sağlıyor. Bu vergi 2026’dan itibaren fiilen uygulamaya girdi. Türkiye’ye yıllık maliyetin yaklaşık 138 milyon Euro ile başlayıp, 2032’ye kadar 2,5 milyar Euro’ya ulaşabileceği tahmin ediliyor. Uyum sağlayamazsak maliyetimiz artacak ve belki ihracat kapısı daralacak.
Atık........
