BİR ZARFIN HATIRLATTIKLARI: TAN GAZETESİ, AYDINLAR ve SESSİZ BİR BASKIN
Türk basın tarihinde bazı belgeler vardır ki, tek başlarına bir dönemin siyasal ve entelektüel iklimini anlatmaya yeter. Tan Gazetesi’ne ait bu zarf da, 1940’lı yılların Türkiye’sinde basın, siyaset ve aydınlar arasındaki gerilimli ilişkiyi somutlaştıran nadir tanıklıklardan biridir. Bir gazete zarfı üzerinden okunabilecek bu hikâye, yalnızca bir yayın organının değil, bir düşünce çevresinin ve bir entelektüel hattın nasıl hedef hâline geldiğini gösterir.
Tan Gazetesi, 1935 yılında Zekeriya Sertel ve Sabiha Sertel tarafından kuruldu. Gazete, kuruluşundan itibaren kendisini “Günlük Siyasi ve İktisadi Halk Gazetesi” olarak tanımlayarak, dönemin basın dünyasında net bir konum aldı. Tan’ın çizgisi, milliyetçi söylemin ya da resmî dilin tekrarı değil; toplumsal meseleleri, emek sorunlarını, düşünce özgürlüğünü ve uluslararası gelişmeleri ele alan, ilerici ve açık bir yayın anlayışıydı. Bu yönüyle Tan, Türkiye’de sosyal demokrat düşünceye en erken ve en belirgin biçimde alan açan gazetelerden biri oldu.
Sertellerin etrafında zamanla geniş bir entelektüel çevre oluştu. Tan, yalnızca bir gazete değil, farklı alanlardan aydınların buluştuğu bir düşünce odağı hâline geldi. Bu çevrede, şiiri ve dünya görüşüyle dönemin en güçlü entelektüel figürlerinden biri olan Nazım Hikmet, edebiyatla toplumsal eleştiriyi birleştiren Sabahattin Ali, mizah yoluyla siyasal eleştiri geliştiren , genç kuşağın en önemli isimlerinden Aziz Nesin, halk kültürü ve akademik çalışmalarıyla öne çıkan Pertev Naili Boratav ve sosyoloji alanında özgürlükçü düşünceyi savunan Behice Boran gibi isimler yer alıyordu. Bu tablo, Tan’ın iki kişilik bir yayın değil, dönemin ilerici aydınlarını bir araya getiren kolektif bir düşünce alanı olduğunu açıkça gösterir.
© Mehmet Günyeli Koleksiyonu.Ancak 1940’lı yılların ortalarına gelindiğinde, bu entelektüel yoğunluk ve eleştirel dil giderek daha fazla rahatsızlık yaratmaya başladı. İkinci Dünya Savaşı sonrasında Türkiye, dış politikada Batı’ya yönelirken, iç politikada da çok partili hayata geçişi kontrollü biçimde yönetmek istiyordu. Tan Gazetesi ise bu kontrol sınırlarının dar olduğunu hatırlatan bir yayın çizgisi izliyordu. Gazete yasadışı değildi, gizli değildi; İstanbul’un merkezinde, Babıali’de faaliyet gösteriyordu. Buna rağmen, basında yürütülen dolaylı suçlamalar ve hedef gösterici söylemlerle Tan giderek yalnızlaştırıldı.
Bu hedef gösterme sürecinde, Tan ve Serteller, kamuoyu önünde “sakıncalı”, “tehlikeli” ya da “yabancı fikirlerin taşıyıcısı” gibi etiketlerle anılmaya başlandı. Bu atmosfer, yaşanacak olan gazete baskınının psikolojik zeminini hazırladı.
Bu sürecin kırılma noktası, 4 Aralık 1945’te yaşanan baskın oldu. Tan Gazetesi’nin matbaası, organize bir grubun saldırısına uğradı; makineler tahrip edildi, gazete fiilen susturuldu. Olayın en dikkat çekici yönü, baskının gerçekleştiği yer ve koşullardı. Şehrin ortasında, devletin gözü önünde yaşanan bu saldırıya güvenlik güçlerinin etkin biçimde müdahale etmemesi, olayın siyasal arka planını tartışmaya açtı. O tarihte iktidarda Cumhuriyet Halk Partisi bulunuyordu. Devletin başında İsmet İnönü, hükümetin başında Şükrü Saraçoğlu vardı. İçişleri Bakanlığı dâhil olmak üzere güvenlik mekanizmaları tamamen iktidarın denetimi altındaydı. Bu nedenle Tan baskını, yalnızca saldırıyı gerçekleştirenlerin değil, müdahale etmeyenlerin de sorumluluğunu gündeme getiren bir olay olarak tarihe geçti.
Bu yıllar, Türkiye’de muhalif aydınlar açısından giderek sertleşen bir dönemi işaret eder. Tan’ın susturulmasıyla birkaç yıl sonra Sabahattin Ali’nin öldürülmesi, aynı siyasal iklimin farklı sonuçları olarak okunabilir. Her iki olay da, eleştirel ve bağımsız düşüncenin kamusal alanda giderek daraltıldığını göstermektedir.
Tan Gazetesi’ne yönelik baskının gerçekleştiği 4 Aralık 1945’te Türkiye’de henüz çok partili bir genel seçim yapılmamış, siyasal iktidar tümüyle Cumhuriyet Halk Partisi’nin kontrolünde bulunmaktaydı. Muhalefetin kurumsal ifadesi olacak Demokrat Parti henüz kurulmamış, çok partili hayata geçiş söylem düzeyinde kalmıştı. Bu koşullar altında, İstanbul’un merkezinde faaliyet gösteren bir gazetenin korunmaması ve fiilen susturulması, tek parti yönetiminin basın ve düşünce özgürlüğü karşısındaki anti-demokratik sınırlarını açık biçimde ortaya koymaktadır.
Bu bağlamda Tan Gazetesi’ne ait bir zarf, yalnızca bir posta nesnesi değildir. Bu zarf, bir zamanlar, okunan, tartışılan bir düşünce dünyasının belgesel izidir. Gazete yoktur, matbaa susturulmuştur; ancak zarf hâlâ dolaşımda olan bir hafızayı taşır. Tan meselesi, bu nedenle yalnızca geçmişte kalmış bir basın olayı değil, basın özgürlüğü, siyasal iktidar ve aydın sorumluluğu üzerine bugün de sorular sorduran bir tarihsel eşiği temsil eder.
Ve, Tan Gazetesi baskını, Cumhuriyet tarihinde, İlerici bir gazetenin, fiilen linç edilerek susturulduğu ilk büyük vakadır….
