menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

MÜZE, MELANKOLİ, BURUKLUK YA DA ÇALMA, AŞIRMA, ARAKLAMA EYLEMİ ODAĞINDA MASUMİYET MÜZESİ

15 0
24.03.2026

Çalma eylemi, etik dışı özelliği bir yana, aynı zamanda her zaman “içinde bulunulan o an”dan koparılana işaret eder; şimdiyi ötelere fırlatma, yarına bir şeyler saklama… Gelecekte var olacak özneye şimdide var olan şölenden bir şeyler araklama… Araklama için önce bir “aralama” gerekiyor. Yani ayırt etme, seçme. Aralama sözcüğü içinse uyanık bir akıl. Dürer’in zamanın ağırlığına ait nesneleri dışında bırakmış melankolik uykudaki kadının tam tersi… Masumiyet Müzesi odağından bakacak olursak, yani aralama aşk içinde uyumayan bir düşünceye dayalı. Yani aşıklardan birinin, “ben olan”ı ve “ben olmayan”ı görmesine. İşte bu ben olmayanı gören, görebilen kişi, aşktaki o tek kişi olma, bir olma, ötekinde kaybolma duygusuna aykırı. Demek ki Klimt’in resimlerinde olduğu gibi sevgililer kucak kucağa uyurken bir Goya karakteri var kalkıp ışığı kapatan. Yani bu kadar akıl, aşk duygusuna zarar. Ya da en baştan aşk yoktu. Sermaye vardı. Kendini düşünen, kendi torbasını dolduran bencil…

John Berberian’ın “İnsan” adlı bir şarkısı vardır. Neredeyse bir döneme damgasını vurmuş, Yeşilçam’ın o fakir kız zengin oğlan ya da tam tersi hikâyeleri yıllarında: “aşkınan oynama kumar değildir, seviyorum demek hüner değildir, benim de aşkım var ben de insanım, benim de göynüm var, ben de insanım… Belki güzel değil, çirkinim amma benim de aşkım var, ben de insanım, benim de göynüm var ben de insanım…” Buradaki güzel/çirkin karşıtlığını zengin/fakir karşıtlığı ile değiştirerek de dinleyebiliriz şarkıyı. Masumiyet Müzesi’ne bu bağlamda bakacak olursak biraz daha gerçekçi bir okuma yapmış oluruz: Zengin akrabaların tepeden baktığı yoksul aile… Sömürülen yoksul kesimi zenginin de gözünden görüyoruz. Fabrikadaki patron ile işçinin hikâyesi (üniversite sınavını kazanıp bir meslek edinmek için çabalayan yoksul kız)aynı zamanda bu. Sevgililik kisvesini soyarsak. Tıpkı gerçekte olduğu gibi patronlar her zaman işçiden bir şeyler topluyor, çalıyor ya da araklıyor… Belki hınca hınç zamanla dolu fabrika dişlileri gibi işleyen yaşamsız zamanları için duygu çalıyor, zaman çalıyor, ihtiyacı olan acıyı, gözyaşını çalıyor… Kendinde artık bulunmayan, her şeye hayranlıkla bakan, yaşam sevincini, duyguyu çalıyor. Küçük de olsa bir gün işe yarayacağını biliyor çünkü işçinin emeğinin… Elinde duygularından başka hiçbir şeyi olmayan yoksulun nesneleri; baktıkça anımsamanın suyuyla açacak çiçekleri…

Bir aşk hikâyesi değil de sınıf mücadelesi gibi de okunabilir Masumiyet Müzesi.

Bir trafik kazasının kanlı betimi ya da bir çocuğun karşılaştığı kurban bayramı betimi alttan alta şunu söylüyor; hikâyenin içindeyken........

© Ek Dergi