Günü kurtarmak mı, geleceğe yatırım mı?
Alınan her kararda bugün kadar geleceği de düşünmek gerekir. Hele ki söz konusu olan eğitim, çocuklarımız ve ülkemizin geleceği ise. “Hele bir deneyelim, olmazsa değiştiririz” yöntemi farklı alanlarda duran saat misali arada bir işe yarasa da eğitimde ters teper!
Okul açıp kapatmak, sistem değiştirmek, yeni arayışlar girmek elbette önemli ve elbette gerekli ama temkinli olmakta sonsuz yarar var.
MEB arşivleri adeta proje çöplüğüne döndü. Her gelen Bakan yeni projeler üretiyor, bir kısmını hayata geçiriyor, bir sonraki Bakan ise onları çöpe atıp kendi projelerine hayata geçiriyor. Kalıcı olan ise yok gibi. Bu yüzden alınan her kararın önce sürdürülebilirliğine bakmakta yarar var…
Örneğin köy okullarını canlandırma oluşunda MEB ne kadar istekli olursa olsun, köylerin kalkınması için aynı dönemde diğer Bakanlıkların da taşın altına elini koymaları gerekir. Nüfusun artmadığı, çocuğun olmadığı yerde okulları açsanız da uzun vadede açık tutmak çok da kolay olmayacaktır.
Mülakat, Milli Eğitim Akademisi, okul statülerinin ve yerleştirme sistemlerinin sürekli değişmesi, ücretli öğretmenlik, kariyer ve atama sistemi gibi pek çok konuda ortak akıl üretmek en doğru olanı!
Atalarımız sonuç odaklıydı. Ne yapacaklarını uzun uzadıya düşünür, tasarlar, sorar, istişare eder ondan sonra harekete geçerdi.
Başlayıp da yarım bıraktıkları ya da sık sık değiştirdikleri projeler yok gibiydi.
Yeni moda ise önce yap, sonra düşün, olmadıysa değiştir şeklinde...
Kişisel olarak kendimize baktığımızda da durum farklı değil. Doğru olandan çok, kolay olana meyilliyiz. Bu alışkanlığımız yapay zeka ile zirveye ulaşırsa hiç şaşırmamak gerekir.Bu da günü kurtarmaya yetse de bazen boşa zaman kaybetmemize ve derin pişmanlıklara neden olabiliyor…
Eğitim ve bilim henüz kabul edilebilir noktaya gelmeden önce, bedeli bazen çok ağır olsa da deneme-yanılma yöntemi ile öğrenme vardı.
“Her tecrübe bir kazıktır” deyiminin gerekçesi de budur.
Elbette tecrübe de çok önemli ama kazanılması zor ve zaman alıcıdır.
Kazanılmış tecrübelerden yararlanmak ise en doğru olanıdır.
Eğitimin, bilimin ve özellikle de aklın öne çıkmasıyla birlikte deneme-yanılma yöntemi çağını tamamladı. Hem de binlerce yıl önce ama hala bu yöntemden vazgeçmeyenlerimizin sayısı tahminlerin çok üzerinde!..
Atatürk'ün şu sözü çok önemli:“Benim söylediklerim bilimle çelişirse, söylediklerimi değil, bilimi esas alın…”
Gerçi şimdi birileri çıkıp “hangi bilim?” diye yeni bir tartışma başlatabilir ve haksız da sayılmazlar.
Kastedilen bilimsel diye sunulanlar değil, evrensel değerlere göre doğruluğu kanıtlanmış söz ve eylemlerdir!
Eğitim söz konusu olduğunda ise en önemli referansımız akıl, bilim ve pedagoji olmalıdır…
Alınması gereken her karara ve projeye önce bu çerçevede bakmakta sonsuz yarar var..
