Enflasyona karşı finansal cephede kim kazandı?
Şubat 2024’te Fatih Karahan’ın Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) koltuğuna oturması, para politikasında “şahin” duruşun konsolide edildiği ve dezenflasyon sürecinin teknik temellerinin rasyonel bir zemine oturtulduğu yeni bir milattı.
TÜİK tarafından yayımlanan Mart 2026 verileri ışığında geriye dönüp baktığımızda, iki yılı aşkın bu sürenin yatırımcılar için tam bir “ezber bozma” dönemi olduğunu görüyoruz. Geleneksel güvenli limanlar ile yeni nesil para politikası araçlarının getirileri arasındaki makas, Türkiye’nin makroekonomik dengelerinin nasıl bir dönüşümden geçtiğinin en somut kanıtıdır.
Altının mutlak hakimiyeti: Küresel ve yerel kırılmalar
Mart 2026 itibarıyla yıllık verilere baktığımızda, külçe altın rakipsiz bir performans sergileyerek yatırımcısının yüzünü güldüren yegane araç olmuştur. Altın, Yİ-ÜFE ile indirgendiğinde T,39, TÜFE ile indirgendiğinde ise Q,10 oranında yıllık reel getiri sağlayarak finansal enstrümanlar arasında zirveye yerleşmiştir. Bu muazzam yükselişin arkasındaki makroekonomik kırılma, Karahan döneminde uygulanan sıkı para politikasına rağmen küresel jeopolitik risklerin sönümlenmemesidir.
Özellikle 2024 sonu ve 2025 genelinde, küresel merkez bankalarının rezerv çeşitlendirme çabaları ve Orta Doğu ile Doğu Avrupa eksenindeki gerilimler, altını sadece bir “enflasyon koruması” olmaktan çıkarmış, stratejik bir servet büyüme aracına dönüştürmüştür. Nitekim altı aylık verilere bakıldığında külçe altının sağladığı ),21 (Yİ-ÜFE) ve $,97 (TÜFE) seviyesindeki reel........
