menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Kuralsız dünya

8 51
19.02.2026

Münih Güvenlik Konfe­ransı, 1963 yılından beri önemli bir buluşma noktasıdır. Bu sene savunma, küresel dü­zen, insan güvenliği, sürdürebi­lirlik ve teknoloji konuları ele alındı.

Konferansın açılışını yapan Almanya Başbakanı Friedrich Merz’in konuşması çok dikkat çekiciydi. Almanya Başbaka­nı iki konuda önemli açıklama­lar yaptı. Merz, kurallara dayalı dünya düzeninin “artık var ol­madığını” söyledi. Alman lider ayrıca, Avrupa çapında ortak bir nükleer caydırıcılık oluşturmak amacıyla Fransa Cumhurbaşka­nı Emmanuel Macron ile görüş­melerin devam ettiğini açıkladı.

Merz’in kuralsız dünya tespi­ti Trump’ın iktidarda olduğu iki dönemde de fazlasıyla kullanı­lan bir argüman oldu. Merz, bü­yük güçlerin siyaset yaptığı bir çağda “özgürlüğün garanti altın­da olmadığını” söylerken Avru­pa’yı bu büyük güçler içerisinde görmediği algısı ya­rattı.

Hepimizin bildi­ği gerçek, Trump dö­neminde uluslararası hukuka yönelik sis­tematik bir saldırı ol­duğudur. Sorunu salt ABD başkanının kişi­sel tercihlerinde arar­sak yanılırız. ABD, uluslararası hukuku artık yük olarak görüyor. Bunun sinyallerini 11 Eylül saldırıla­rından beri veriyor. Saldırıların ABD’ye etkisi “güçlü olan hak­lıdır» öğretisinin tüm dünyaya dikte edilmesi oldu. Trump’a ka­dar bu ABD içerisinde bir tartış­ma konusuyken Trump ile ABD iç kamuoyunda büyük kesimle­rin birleştiği bir anlayışa evrildi.

ABD, Trump ile imzalanan uluslararası anlaşmalardan (Pa­ris İklim Anlaşması vb.) çeki­lirken antlaşmaları da değer­sizleştirdi. Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin aldığı kararla­ra (İsrail örneği) karşı yaptırım tehdidi ve hatta yargıçlara ki­şisel yaptırımlarla karşılaştık. ABD, BM’nin kurumlarından çekilip, sağladığı fonları keserek uluslararası en üst organı itibar­sızlaştırdı.

Uluslararası hukuk tamamen yok mu sayılmak isteniyor. Ben­ce hayır. Amaç ABD’nin istediği hukukun uygulanması. Ukray­na’ya saldıran Rusya suçlu, Gaz­ze’de soykırım yapan İsrail müt­tefik. Rusya’ya her türlü yaptı­rım hukuki, İsrail’i yargılamak hukuksuz. ABD bunları yapar­ken AB bu politikalara ciddi bir tepki verdi mi? Hayır. Tek tepki­yi ABD kendilerinden bir parça olan Grönland’ı istediğinde gös­terdiler. O tepkinin de ne kadar etkili olacağı belirsiz.

İtibarsızlaştırılan bir ulusla­rarası hukuk ile karşı karşıyayız. En önemli tespitimiz itibarsız­lığın işlevsizliği getireceğidir. İşlevsiz bir uluslararası hukuk ise daha fazla kaos demektir. Her gücün kendi ölçeğinde hu­kuksuz davranabilmesi demek­tir. Bu durumu Kosova sonra­sı Osetya, Abhazya ve Kırım ör­nekleriyle yaşadık.

Keza orta ve küçük ölçekli devletler için hukuk bir sigor­tadır. Diğer bir ifadeyle bu ülke­lerin güvenliğinin teminatıdır. Keza uluslararası hukuk devlet davranışlarını düzenlerken güç kullanımını sınırlandırır. Ben yaptım oldu keyfiliğini ortadan kaldırır. Jeopolitik çıkarın ada­letin üstüne geçmesine müsaa­de etmez.

Avrupa nükleer şemsiyesi

Merz’in ifade ettiği Avrupa nükleer şemsiyesi Avrupa’nın geleceği açısından önemli. Avru­pa’da nükleer güce sahip Fransa ve İngiltere var. Ancak Alman­ya olmak üzere birçok Avrupa­lı devlet, iki dünya savaşının bir sonucu olarak, ABD nükleer şemsiyesine güven duymuştu. Dolayısıyla Merz’in açıklamala­rı ABD-AB ilişkilerindeki deği­şimin bir parçası.

Macron’un, Avrupa’nın yeni küresel bağlamda “jeopolitik bir güç olmayı öğrenmesi” gerektiği söyleminin belki de ilk hamlesi nükleer şemsiyenin sahipleri­nin değişmesi olacak.

Avrupa Komisyon Başka­nı Ursula von der Leyen’de ko­nuşmasında benzer vurgularda bulundu ve AB’nin uzay, istih­barat ve derin vuruş yetenekle­rinde stratejik destekleyiciler­den oluşan bir Avrupa omurgası oluşturması gerektiği üzerinde durdu.

AB başarabilecek mi göre­ceğiz. Bugün emin olduğumuz şey dünyanın jeopolitik anlam­da çok hızlı değiştiği. Bu değişi­min neler getireceği, neye ben­zeyeceği ama en önemlisi Tür­kiye’nin rolünün ne olacağı detaylı sorgulanmalı.


© Dünya