Kuralsız dünya
Münih Güvenlik Konferansı, 1963 yılından beri önemli bir buluşma noktasıdır. Bu sene savunma, küresel düzen, insan güvenliği, sürdürebilirlik ve teknoloji konuları ele alındı.
Konferansın açılışını yapan Almanya Başbakanı Friedrich Merz’in konuşması çok dikkat çekiciydi. Almanya Başbakanı iki konuda önemli açıklamalar yaptı. Merz, kurallara dayalı dünya düzeninin “artık var olmadığını” söyledi. Alman lider ayrıca, Avrupa çapında ortak bir nükleer caydırıcılık oluşturmak amacıyla Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile görüşmelerin devam ettiğini açıkladı.
Merz’in kuralsız dünya tespiti Trump’ın iktidarda olduğu iki dönemde de fazlasıyla kullanılan bir argüman oldu. Merz, büyük güçlerin siyaset yaptığı bir çağda “özgürlüğün garanti altında olmadığını” söylerken Avrupa’yı bu büyük güçler içerisinde görmediği algısı yarattı.
Hepimizin bildiği gerçek, Trump döneminde uluslararası hukuka yönelik sistematik bir saldırı olduğudur. Sorunu salt ABD başkanının kişisel tercihlerinde ararsak yanılırız. ABD, uluslararası hukuku artık yük olarak görüyor. Bunun sinyallerini 11 Eylül saldırılarından beri veriyor. Saldırıların ABD’ye etkisi “güçlü olan haklıdır» öğretisinin tüm dünyaya dikte edilmesi oldu. Trump’a kadar bu ABD içerisinde bir tartışma konusuyken Trump ile ABD iç kamuoyunda büyük kesimlerin birleştiği bir anlayışa evrildi.
ABD, Trump ile imzalanan uluslararası anlaşmalardan (Paris İklim Anlaşması vb.) çekilirken antlaşmaları da değersizleştirdi. Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin aldığı kararlara (İsrail örneği) karşı yaptırım tehdidi ve hatta yargıçlara kişisel yaptırımlarla karşılaştık. ABD, BM’nin kurumlarından çekilip, sağladığı fonları keserek uluslararası en üst organı itibarsızlaştırdı.
Uluslararası hukuk tamamen yok mu sayılmak isteniyor. Bence hayır. Amaç ABD’nin istediği hukukun uygulanması. Ukrayna’ya saldıran Rusya suçlu, Gazze’de soykırım yapan İsrail müttefik. Rusya’ya her türlü yaptırım hukuki, İsrail’i yargılamak hukuksuz. ABD bunları yaparken AB bu politikalara ciddi bir tepki verdi mi? Hayır. Tek tepkiyi ABD kendilerinden bir parça olan Grönland’ı istediğinde gösterdiler. O tepkinin de ne kadar etkili olacağı belirsiz.
İtibarsızlaştırılan bir uluslararası hukuk ile karşı karşıyayız. En önemli tespitimiz itibarsızlığın işlevsizliği getireceğidir. İşlevsiz bir uluslararası hukuk ise daha fazla kaos demektir. Her gücün kendi ölçeğinde hukuksuz davranabilmesi demektir. Bu durumu Kosova sonrası Osetya, Abhazya ve Kırım örnekleriyle yaşadık.
Keza orta ve küçük ölçekli devletler için hukuk bir sigortadır. Diğer bir ifadeyle bu ülkelerin güvenliğinin teminatıdır. Keza uluslararası hukuk devlet davranışlarını düzenlerken güç kullanımını sınırlandırır. Ben yaptım oldu keyfiliğini ortadan kaldırır. Jeopolitik çıkarın adaletin üstüne geçmesine müsaade etmez.
Avrupa nükleer şemsiyesi
Merz’in ifade ettiği Avrupa nükleer şemsiyesi Avrupa’nın geleceği açısından önemli. Avrupa’da nükleer güce sahip Fransa ve İngiltere var. Ancak Almanya olmak üzere birçok Avrupalı devlet, iki dünya savaşının bir sonucu olarak, ABD nükleer şemsiyesine güven duymuştu. Dolayısıyla Merz’in açıklamaları ABD-AB ilişkilerindeki değişimin bir parçası.
Macron’un, Avrupa’nın yeni küresel bağlamda “jeopolitik bir güç olmayı öğrenmesi” gerektiği söyleminin belki de ilk hamlesi nükleer şemsiyenin sahiplerinin değişmesi olacak.
Avrupa Komisyon Başkanı Ursula von der Leyen’de konuşmasında benzer vurgularda bulundu ve AB’nin uzay, istihbarat ve derin vuruş yeteneklerinde stratejik destekleyicilerden oluşan bir Avrupa omurgası oluşturması gerektiği üzerinde durdu.
AB başarabilecek mi göreceğiz. Bugün emin olduğumuz şey dünyanın jeopolitik anlamda çok hızlı değiştiği. Bu değişimin neler getireceği, neye benzeyeceği ama en önemlisi Türkiye’nin rolünün ne olacağı detaylı sorgulanmalı.
